Hastalarıma aşağıdaki bilgileri verir ve özümsemelerini sağlarım. Çünkü tüm insan davranışlarının bir anlamı vardır. İnsan zihninin belli bir takım işleyişi, belli yasalar çerçevesinde diğer işleyişlere bağlıdır. Sonuçlara bakarak sebeplere ulaşmak olasıdır. İnsan zihninin belli bir katmanındaki bilgiler, izlenimler, ihtiyaçlar, bilinçli alan tarafından algılanamaz, kullanılamaz. İnsan zihni dürtüler tarafından harekete geçirilir. Zihin amaca yönelik işler. Amaçsa, dürtüleri doyuma kavuşturmak, acıdan kaçınmaktır. Her gelişim, birbirini takip eden dönemlerden oluşur ve her dönemin bir kriz noktası vardır. Herhangi bir döneme ait kriz noktası aşılamazsa, bir sonraki döneme ait kriz noktasının aşılması engellenir. İnsan zihninin 5 öğesi vardır: Dış gerçeklik, içgüdü, id, ego ve süperego.
DIŞ GERÇEKLİK
İnsan sadece dürtüler, yasalar ve yasaklara göre yaşamaz, aynı zamanda gerçeklik yönelimli planlamalar, stratejiler, yargılar oluşturmak, ayakta kalmak için çevreye en uygun yanıtları vermek durumundadır. İnsan içinde yaşadığı toplumdan etkilenir ve toplumu etkiler.
GÜDÜ – DÜRTÜ – İÇGÜDÜ
Organizmanın gereksinmelerini karşılayan davranışları başlatan güçlere güdü, dürtü ve içgüdü denir. Güdü deyince organizmayı belli ve düzenli bir davranışa yönelten herhangi bir durumu anlıyoruz. ( Örneğin güven ve korunma güdüsü, onuru koruma güdüsü vb. ) Dürtü ise organizmanın uyarılmış bir durumudur. ( Örneğin açlık dürtüsü, susuzluk dürtüsü, cinsel dürtüler vb. ) Dürtü ve güdü birbirinin yerine kullanılabilir ama genel olarak dürtü biyolojik gereksinmeleri belirleyen itici güç için kullanılmakta; güdü ise, dürtüyü de içine alan fakat daha çok yaşam deneyimleri sonucunda ortaya çıkan gereksinmeleri belirleyen daha genel ve kapsayıcı bir terim olarak kullanılmaktadır. İçgüdü ise; biyolojik uyarılmanın psikolojik anlatımıdır. Yani türe özgü davranış örneklerini başlatan ve sürdüren, değişmeyen ve doğal olarak bulunan güçlerdir. Kaynağını aldığı bedensel uyarılmaya ihtiyaç, ihtiyacın psikolojik temsilcisine istek denir. İstek davranışı güdülendirir, aynı zamanda davranışın yönünü de belirler ve belirli bir uyaran için kişinin duyarlılığını da arttırır. İçgüdüler yaşam içgüdüsü ve ölüm içgüdüsü olarak ikiye ayrılır. Yaşam içgüdüsünü çalıştıran enerji türüne libido denir. Libido cinsel dürtünün dinamik belirtisidir ve genellikle cinsel dürtü ile eş anlamlı olarak kullanılır. Libido oldukça karmaşık olan başka öge dürtülerden ( oral, anal, genital dürtüler ) oluşur ve bu dürtülere parçalanabilir. Her dürtünün bir amacı ve nesnesi vardır. Amaç boşalma ve doyumdur. Ölüm içgüdüsünün önemli bir türevi saldırganlık dürtüsüdür. Saldırganlık dürtüsü; aslında insanın kendine yönelik yıkıcı eğilimlerinin dış dünyadaki nesnelere çevrilmesidir.
İD
-Kişiliğin biyolojik bölümüdür.
-Kişiliğintemel sistemidir, gerçek ruhsal aygıttır.
-Kalıtsal olarak gelen, içgüdüleri de içeren ve doğuştan var olan psikolojik eğilimlerin tümüdür.
-Halk arasında şeytan veya nefis de denir.
-Ego ve süperogo idden ayrımlaşarak gelişir.
İd, içgüdülerin, dürtülerin, doyurulmayı bekleyen gereksinimlerin haznesidir. Büyük bir kısmı bilinç dışındadır. Değişmez. İdde zaman ve mekan kavramı, mantık, ahlak, ceza, neden-sonuş ilişkisi yoktur. Haz prensibiyle çalışır. Yani hazza ulaşmaya çalışır, elemden kaçar. ( Aş buldun ye, iş buldun sıvış vb. ) İçinde libido dediğimiz ve her kişide farklı olan enerji tankını barındırır. Libido; yaşam enerjisi ve ölüm enerjisi olarak iki kısıma ayrılır. Yaşam enerjisi; üretkenliktir ve eros, yin, şehvet olarak adlandırılabilir. Ölüm enerjisi ise; kızgınlık, öfke, intikamdır ve tanatus, yang, gazap olarak da adlandırılabilir. Rüyalar ide aittir.
SÜPEREGO
-Kişiliğin toplumsal bölümüdür.
-Vicdanımızdır yani töresel, ahlaki içselleştirmelerin, yasaların, yasakların, değerlerin ve ideallerin katmanıdır.
Başlıca 3 işlevi vardır:
1-Kusursuz olmaya çalışır.
2-İdden gelen toplumun hoş karşılamayacağı cinsellik ve saldırganlık gibi içgüdüsel dürtüleri bastırmak ve ketlemek.
3-Egoyu gerçekçi amaçlar yerine ahlaki amaçlara yöneltmeye ikna etmek.
Anne ve babanın değerleri baz alınarak idealize edilmiş kişiliğimizin yansımasıdır. Süperego bozukluğuna örnek antisosyal kişilik bozukluğudur.
EGO
-Kişiliğin psikolojik bölümüdür.
-Ben demektir.
-Gerçeklik ilkesinin egemenliğindedir.
-Bütün gücünü idden alır.
Herkesin egosu farklıdır. Aile yapısı, toplumsal değerler, eğitim vb. etmenler ego gelişiminde önemli yer tutar. Egonun 3 efendisi vardır; İd, dış gerçeklik ve süperego ve bunların arasında kalır, denge kurmaya çalışır, yemediği yemeğin hesabını ödemek zorunda kalan bir zavallı gibidir. Sadece bunalım ve sıkıntı yaşar, nedenini bilemez. Çünkü idden gelen dürtüler basınç yaratır. Ego süpereogo, dış gerçekliğe aykırı idsel dürtüleri denetlemek ve basıncı azaltmak için bilinçdışında otomatik olarak savunma mekanizmaları oluşturur, bunlar idi rahatlatmak için alternatif yollardır, sansür mekanizmalarıdır.
SAVUNMA MEKANİZMALARI
Bilinç dışıdır. Otomatiktir. Yaptıktan sonra fark edilebilir. Amaç egoyu korumaktır. Deşarj olmaya çalışan dürtülerle, bunları engellemeye çalışan güçler arasındaki savaş yaşanır. Her dürtü gerilim taşır. Gerilim yakıt gibidir. Dürtü o yakıtla hedefine ulaşmaya çalışır. Hedefe ulaşır, gerilimi azalır. Hedefe ulaşamazsa gerilim sürer. Libidinal enerji doğal dürtüler oluşturur. Binlerce dürtü vardır. Bunları kontrol eden sistem uygun olanlara geç, uygun olmayanlara dur diyerek bastırılır. Bundan ego olarak haberimiz olmaz. Sadece iç daralması, bunalım ve sıkıntı hissederiz. Buna anksiyete denir. Kültürle savunma düzenekleri değişebilmektedir. Travma, kayıp, cinsel taciz durumlarında yaşananlar bilinç dışına atılır ve derin katmanlarına gömülür. Freud kişinin küçük yaşlardan itibaren kendi benliğini korumak, sorunlar,iç ve dış çatışmalardan en az etkilenmek için çeşitli şekillerde kendini rahatlatmaya çalışan savunma mekanizmaları geliştirdiğini ileri sürmüştür. Bazı zaman istekler bastırılır bilinç altına sürüklenir. Bu durumda kişi süperegonun cezasından kurtulmuş olur. Örneğin sevgilim ile cinsel ilişkiye girmek istememe rağmen bunun büyük bir yasak olduğunu bildiğim için bu arzularımı bastırarak bilinç altıma iterim, böylece bu arzulara sahip olduğum için utanç duymaktan, kendimi kötü biri olarak görmekten kurtulmuş olurum.
Savunma mekanizmaları hakkında daha ayrıntılı bilgi için lütfen linke tıklayınız. ![]()
PSİKOSEKSÜEL GELİŞİM KURAMI
Kişilik gelişimi açısından psikolojiye en önemli katkı psikanalizin kurucusu Freud ve onun takipçilerinden gelmiştir. Aşağıda kişilik gelişimi, psikoseksüel gelişim ilkelerine göre açıklanacaktır. Freud, kişiliği gelişim açısından inceleyen ve kişiliğin temel karakter yapısında bebeklik ve çocukluk yıllarının önemini belirten ilk kuramcıdır. Freud, beş yaşın sonlarında kişiliğin oldukça biçimlendiği ve bu yaştan sonraki gelişimin, temel yapımın işlenmesiyle sınırlandığı inancındaydı. Bu kuramda insanın gelişimini altı dönemde incelemiştir. Oral Dönem, Anal Dönem, Fallik Dönem, Gizillik (Latent) Dönem, Ergenlik Dönemi.
PREÖDİPAL DÖNEM
Oral ve anal dönem olarak ikiye ayrılır. Bu dönem psikotik bir süreçtir. Derin patolojiler burada gizlidir.
a-Oral Dönem (0-2 yaş)
Bu dönem idin egemenliği altındadır. Doğal dürtülerin hemen doyurulması, gerginliğin hemen giderilmesi çocuğun en başta beklentisidir. Çocuk dışardan verilecek bakıma tümden bağımlı ve çaresizdir. Çocuk ancak kendine verebilecek bir annenin varlığıyla yaşamını sürdürebilir. Çocuğun bu dönemde kazandığı ilk toplumsal işlev, almak, almayı bilmek ve elde etmektir. Yani çocuk kendisine anne tarafından verilen şeyleri alırken, toplumsal anlamda almayı da öğrenir. Çocuk kendisine veren kişilerden verilmiş olmayı da değerlendirerek vermek-verebilmek yetisini de kazanır. Sürekli bakım veren kişinin (anne yada sürekli bir bakıcı) bebekliğin ilk aylarındaki eksikliği, çocuğun motor, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişiminde önemli aksamaya ve yetmezliğe, hatta geriliğe yol açabilir. Oral dönemde çevresel koşullara ve biyolojik yapıya bağlı olarak, aşırı doyurulma yada aşırı doyumsuzluk içinde kalma yüzünden çocuk sonraki dönemlerine ilerleyemeyebilir. Bu nedenle yetişkinlik yaşamında da oral dönem özelliklerine fazlaca tutunabilir. Aşırı ağızcılık (oburluk), aşırı bağımlılık, alıcılık, edilgenlik baskın olursa bu davranış özellikleri oral saplanma belirtileri olarak yorumlanabilir. Böyle bir kişi başkalarından almaya alışmış, aşırı isteyici ve bağımlıdır. Pasif, özerkleşememiş ve edilgen bu kişiler hep bekler, başkaları onu sevmelidir, beslemelidir ve en kötüsü bunu bir hak olarak görürler. Çok konuşurlar yani ağızcıl fonksiyonlar ön plandadır. Oral dönemde çocuğun kazanması beklenen duygu özgüven duygusudur. Bu da ancak annenin yada çocuğa bakım veren kişinin düzenli ve tutarlı bir şekilde çocuğun ihtiyaçlarını karşılamasıyla mümkündür. Oral dönemde idin haz ilkesi işlemektedir.
b-Anal Dönem (2-4 yaş)
Anal dönemde kişilik örgütlenmesi gelişir. Çünkü çocuğun kaostan kurtulması için şarttır. Çocuğun yürümeye, konuşmaya ve kendi benliğini çevresinden ayrı algılamaya başladığı; yavaş yavaş bağımsızca düşünme ve davranma gibi yetilerin yapıtaşlarının geliştiği bir devirdir. Çocuk oral dönemi kaybetmenin hüznünü yaşarken, birey olmanın, özerk olmanın hazzını yaşamaya başlar. Yani anneyi kaybetmek çocukta depresyon yaratır, özerkliğini kazanmak ise depresyonu tedavi eder. Bu dönemde çocuğun dışkılama kaslarının gelişmesiyle çocuğun dünyasına yeni bir eylem yetisi katılmaktadır. Çocuk içerde biriken dışkısını tutarak yada bırakarak bir haz duyar. Burada en keyifli olan dışkılama eylemini yapıp yapmamakta belirleyici olmaktır. Çocuğun dışkısını tutabilmesi ve annesinin istediği yerde ve zamanda yapması çevreden büyük ilgi görür ve ödül alır. Böylelikle çocuk artık toplumun iyi, kötü, doğru, yanlış ve ayıp gibi yargıları ile karşılaşmaktadır. Süperego yani vicdan gelişmeye başlar. Yani kişilik örgütlenmesi gelişir. Bu çocuğun kaostan kurtulması için şarttır. Anal dönemde bazı aile tutumları çocukta anal saplanmaya ve anal kişilik özelliklerinin gelişmesine yol açabilir. Bu tutumlar arasında, çocuğa sıkı, katı, cezalandırıcı tuvalet eğitimi; özerklik tanımayan, bağımlı, bebek kalmayı destekleyen aşırı koruyucu ve denetleyici tutumlar, aşırı düzenlilik ve titizlik eğitimi, çocuğa ayıp ve günah kavramlarının fazla aşılanması sayılabilir. Anal kişilik özellikleri gösteren yetişkin bireylerde, aşırı titizlik, tuvalet işlemleri ile aşırı uğraşma, cimrilik, inatçılık, aşırı düzenlilik, sadistlik, kararsızlık gibi özellikler görülür.
ÖDİPAL "FALLİK DÖNEM" (4-6 yaş)
Nevrotik bir süreçtir. Çocuk "bu ne?" sorusunu sormaya başlar. Daha önce oral ve anal yönelimli olan haz, cinselliğe yönelir. Gizlelen şeyler çocuğa ilginç gelmeye başlar. "Kilotun altında ne var? Tuvaletin kapısı neden kapatılır? Yatak odası neden mahremdir?" Bu dönemde çocuğa bu soruları için tatminkar yanıtlar verilmelidir, böylece girişimci olurlar, vermezsek, utanç ve suçluluk duyguları gelişir, ileride soru soramazlar. Yani daha çok soru sormaları için teşvik edilmelidirler. Ödipal dönemde ikili ilişkiden üçlü ilişkiye geçilir. 2.5-3 yaşlarına giren çocuğun düşünce dünyasında giderek artan bir biçimde yeni bir algı alanı oluşur. Bu cinsel ayrılıkları ile ilgilidir ve çocuğun dikkati cinsel organlarına ve bunların anlamlarına yönelir. Çevreden ve başka insanlardan ayrı bir kişi olduğunu kavramış olan çocuk, artık nasıl bir kişi olacağını araştırmaktadır. Bu nedenle kendi bedenine, cinsel ayrılıklarına ve genellikle çevrede olagelen her şeye karşı derin, bitmek bilmez bir soruşturma ve öğrenme eğilimi gösterir. Cinsel ayrılıkların öğrenilmesi, cinsel benlik duygusunun başlaması ve cinsiyete uygun rollerin belirlenmesi de bu yaşlarda iyice kesinleşmiştir. Çocuk cinsel yasakları ve değerleri hızla öğrenir. Bu çağda aşırı korkutmalar, suçlandırma ve cezalar, atılganlığın kısıtlanması, çocukta girişim kısırlığı ve aşırı çekingenliğe neden olabilir.
Ödipal kompleks ve elektra kompleksi olumlu ve yeterli olarak çözümlenemez yada bu kompleksler üzerinde egemenlik kuramaz ise nevrozlar meydana gelir. Bu komplekslerin çözümü için uygun bir özdeşim kurmak zorunludur. Özdeşim; bir başkasının değer ve inançlarını benimseyerek kişinin kendi benliğine sindirmesi ve kişiliğinin bir parçası durmuna getirmesidir. Çocuk gelişirken anne ve babasını örnek alır ve onlarla özdeşim kurar. Bu genellikle bilinçdışı bir süreçtir. Özdeşim anne ve babanın rakip olarak görülmesini de çözer.
Fallik dönemde cinselliğe karşı gösterilen toplumsal gizlilik ve çekingenlikte büyük sorun yaratır.
Bu dönemin kriz noktası ödipal ve elektra kompleksi, hadım edilme korkusu ve kendi kendini hadım etmektir. 5 önemli düşünce vardır:
-Düşündüğüm şey herkes tarafından biliniyor ve görülüyor.
-Düşünce ile eylem aynı şeydir.
-Düşündüysem yapmışım demektir.
-Yaptıysam suçluyum demektir.
-Suçluysam mutlaka cezalandırılacağım.
|
ANNE BABA
ÇOCUK |
a-Ödipal Kompleks
Erkek çocuğun annesine karşı özel bir sevgiyle yani aşkla yaklaşıp erkek çocuğun babayla yarışa girmesi, hatta ondan nefret etmesidir. Erkek çocuk, bir yandan babasına sevgi duyup onun gibi olmak isterken diğer yandan da ondan nefret eder. Bu yüzden önemli bir çatışma yaşanır. Karşı cinsten olan ebeveyne karşı sevgi dolu ilgi, hemcins ebeveyne karşı ise iki değerli bir tutum ödipal kompleksinin içeriğini oluşturur. Çocuk önce baba olur, onu taklit eder, kıyafetlerini giyer. Sonrasında baba ile hesaplaşma ve rekabet başlar. Anneye sahip olmak için baba yok edilmelidir. İd önce babayı öldürür. Akşam baba eve gelince diriltir. Ve böylece �öldürüleceğim, hadım edileceğim korkusu" başlar. Ayrıca erkek çocuk penisin tüm insanlarda var olduğunu sanırken kız cinsel organını görmesi ile, düşüncelerinde penisin başına gelebilecekler bakımından yepyeni olasılıklar ve korkular gelişir. Bu da hadım edilme korkusunu körükler.
Bu dönemde erkek çocuğun penisiyalnız bir haz organı olarak değil, bütün benlik duygusu bakımından önem kazanır. Hatta penis çocuğun bütün bedeni, tüm varlığı ile eşdeğer anlam taşır. Yani penis=beden olarak algılanır.
6 yaşına kadar sağlıklı bir şekilde çözümlenemeyen ödipal kompleks bilinçdışına bastırılır. Latent döneme geçilir. Bilgi ve beceriyle var olma dönemi başlar. Ergenlikle beraber çözümlenemeyen ödipal kompleks tekrar aktive olur. Hormonların etkisiyle sistem alabora olur. Masum ve çocukça olan cinsellik erişkin cinselliğine dönüşür. Bilinçdışı olarak anneye karşı cinsel fantezileri içeren dürtüler ve mastürbasyon başlar. Bu sıkıntı ve bunalım yaratır. Bu dönemde ödipal sadece cinsellikle alakalı değildir, duygusal ve sosyal ilişkilerde de kendini gösterir. Yani baba önemli değildir, bilinçdışında nasıl tasarlandığı, bizim otorite ve haz simgesi olarak nasıl tasarladığımız ve kimi veya neyi bu simgeleştirdiğimiz önemlidir. Örnek olarak çocuk babasının penisiyle kendi 4-6 yaş arasındaki penisini mukayese ederek penis boyu sorununu kafasına takabilir. Veya hayatında otoriteyi temsil eden otorite türevleriyle ( Asker, polis, amir, müdür, eş vb. ) yüzleştiğinde zorlanır. Anneyi temsil eden haz kaynaklarına ulaşınca sıkıntı ve bunalım hisseder. Cinsellik bir ilişkiden veya mastürbasyon yaptıktan sonra gelen bunaltı ve sıkıntı buna örnektir.
Ödipal döneme özgü çatışmayı çözememiş kişiler yetişkin yaşamda bilinçli yada bilinçsiz ödipal eğilimler yada buna karşı aşırı savunmalar geliştirebilir. Çocukta bu döneme kadar görülmeyen vicdan ve ahlak duygusu işte bu özdeşimlerin güçlenmesiyle gelişmektedir. Sağlıklı bir aile ortamında ödipal kompleks çözümlenir ve çocuk baba ile özdeşim kurar, karşılığında kendine başka bir eş bularak anneyi bırakır. Bu dönemde çocuğa özdeşim izni verilmelidir. Özdeşim yapılacak bir baba yoksa ödipal çatışma başlar.
Ayrıca erkek çocuğun babasına karşı olan normal sevgisinin çok daha şiddetlenerek, annesini rakip olarak görmesi ve ondan nefret etmesi durumu da olabilir. Buna "negatif ödipal kompleks" denir.
b- Elektra Kompleksi
Elektra kompleksi kız çocukların gelecekteki cinsel rollerine hazırlamak için temel bağın anneden babaya kaydırılması ve anneden vazgeçmedir. Ama bu çok zor bir durumdur. Çünkü anne ilk sevgi ve haz nesnesidir. Bir başka yaklaşıma göre de; temel tema anneden ayrılıktır. Küçük kız bu ayrılıkla birlikte yoğun bir ambivalansla karşılaşır. Bir tarafta yoğunlaşan cinsel ve saldırgan dürtüler, diğer yanda anneyle yaşanmış ve kaybedilmek istenmeyen temel güvenlik vardır. Küçük kız hem annesiyle özdeşleşmek, hem de ondan uzaklaşmak zorundadır. Kız libidinal nesneliğini annesinden babasına kaydırmaktan ziyade, annesine olan libidinal yatırımına ek olarak babaya libidinal yatırım yapar. Yani kadının ilk aşk nesnesi annedir. elektra kompleksi ile bu aşk nesnesi baba olmaya başlar, ancak tabanında hala anneyi barındırırı. Anneden babaya geçişte, hala anne-kız ilişkisinin önceliğini barındıran bir durum vardır. Kız, ilk aşk nesnesinde yani annede, annelikten sonra, bir ikinci özelliği yani kadınlığı, eşliği fark eder ve dikkati annenin arzusuna yani babaya (annenin eşine) yönelir. Kadının erken elektrası annenin babadan kıskanıldığı bir dönemdir. Bu sonradan babanın anneden kıskanıldığı bir duruma dönüşür. Ancak, anne aşkı hala tabandadır. Bu yüzden kadınlar cinsellikte partnerlerinden şefkat ve erotizmi birlikte beklerler. Sevgiliden beklenen onun bir anne-baba yoğunlaşması olmasıdır. Bu yüzden koite geçmeden önce tensellik, duyumsallık, ön sevişme önemli ve işlevsel bir yer tutar. Her bir doyumlu sevişme kadın için, psiko-cinsel gelişim yolunun kronolojik dizisini barındırır.
Kız çocuğun babasına karşı özel bir sevgiyle yani aşkla yaklaşıp anneyle yarışa girmesi, hatta ondan nefret etmesi elektra kompleksinin belirleyici eylemidir. Anne dışlanır, baba ile bütünleşilir. Anne ile rekabete girilir, kırıtarak veya şirinlik yaparak baba ele geçirilmeye çalışılır. Kız çocuk kendisinde olmayan penise özlem duyar. Penise sahip, güven ve sosyal yapı olarak en yakın damat adayı olarak babaya yönelir. Ama aynı zamanda anne preödipal dönemin haz ve sevgi nesnesidir, bu nedenle anneye olan bağlanma da çok kuvvetlidir. Anneyi düşman görürken aynı zamanda da sevgi aradığında anne kucağına koşar. Çocuk büyük bir ikileme düşer. Karşı cinsten olan ebeveyne karşı sevgi dolu ilgi, hemcins ebeveyne karşı ise iki değerli bir tutum elektra kompleksinin içeriğini oluşturur. Çocuk önce anne olur, onu taklit eder, kıyafetlerini giyer. Sonrasında anne ile hesaplaşma ve rekabet başlar. Babaya sahip olmak için anne yok edilmelidir. İd önce anneyi öldürür. Ama anne hep evdedir ve ölüp ölüp diriltilir. Ve böylece öldürüleceğim korkusu başlar.
6 yaşına kadar sağlıklı bir şekilde çözümlenemeyen elektra kompleksi bilinçdışına bastırılır. Latent döneme geçilir. Bilgi ve beceriyle var olma dönemi başlar. Ergenlikle beraber çözümlenemeyen elektra kompleksi tekrar aktive olur. Hormonların etkisiyle sistem alabora olur. Masum ve çocukça olan cinsellik erişkin cinselliğine dönüşür. Bilinçdışı olarak babaya karşı cinsel fantezileri içeren dürtüler ve mastürbasyon başlar. Bu sıkıntı ve bunalım yaratır. Bu dönemde elektar sadece cinsellikle alakalı değildir, duygusal ve sosyal ilişkilerde de kendini gösterir. Yani anne önemli değildir, bilinçdışında nasıl tasarlandığı, bizim sevgi ve haz simgesi olarak nasıl tasarladığımız ve kimi veya neyi bu simgeleştirdiğimiz önemlidir. Örnek olarak bilinçdışı anneyi yok etme fantezileri olan kadınlar takıntılı biçimde annelerine düşkün olurlar ve onların sağlık sorunlarıyla canla başla ilgilenirler. Böylece suçluluk duygularını bastırırlar. Veya anne ölürse bundan kendilerini sorumlu tutarlar, bayılarak veya panik atak yaşayarak kendi kendilerini cezalandırırlar. Aynı şekilde ergenlik döneminde babanın ilgisini çekmek için bayılmalar yaşanması da elektra kompleksinin yansımasıdır.
Sosyal yapıda penise yapılan aşırı yatırım ve verilen önem kız çocuğunda aşağılanma hissi yaratır. Umutsuzca penisi olmadığı için kendi yetersizliğini telafi etme çabasına girişen ve babaya yönelen kız çocukta, değersizlik ve eksiklik duygusu vardır. Yani savaş baştan penis olmadığı için kaybedilmiştir. Penise sahip olmak ve bu sayede eksikliği gidermek için anneyle mücadele edilir. Freud buna "penis hasedi" adını verir. Aşağılanma iki şekilde telefi edilmeye çalışılır:
-Penise sahip bir gücü ele geçirme, içselleştirme. ( Annelerin oğullarına aşırı düşkün olması vb.)
-Penisi olanı yok etmeye çalışma yani güç ve otoriteyi yok etme. (Cinsel ilişki öncesi "istemiyorum, başım ağrıyor" diyerek cinselliği ret etme, güç gösterisi yapma ve erkeği cezalandırma, erkek egemen yapılara çelme takma, Panter Emel tipleri vb. )
Çocukta bu döneme kadar görülmeyen süperego yani vicdan ve ahlak duygusu işte bu özdeşimlerin güçlenmesiyle gelişmektedir. Zamanla kız çocuğunda anneyle özdeşim inşa edilir ve kompleks çözülür.
c-Hadım Edilme Korkusu
Fallik dönemde erkek çocuk için penis, çocuğun bütün benliği, varlığı ile eşdeğer bir anlam ve önem kazanır. Toplumsal tutumların da desteği ile erkek çocuğu kız çocuktan ayıran bu değerli, üstün organla ilgili olarak çocuk zihninde bir takım korkular geliştirir. Kız çocukta penis olmadığını fark edince bunun kendisinde de yok edilebileceği kaygısı doğar. Ayrıca ailede ve toplumda çocuğun yaramazlıklarına, penisi ile oynamasına, gece işemelerine karşı bir ceza olarak penisin kesileceği sıklıkla söylenir. Ülkemizde bu yaştaki çocuklara yapılan, "tutun şunu sünnet edelim, vb." biçimdeki korkutmalar, takılmalar ve gerçekten bu yaşlarda yapılan sünnet olayının kendisi penise bir zarar gelebileceği, anneye sahip olabilmek için babayı öldürme ve anneyle evlenme fantezisi nedeniyle ceza olarak babasının penisini kesilebileceği korkusunu uyarır. Bu korku, hadım edilme korkusu olarak bilinir. Bu korkunun varlığı çocukta yalnızca penise bir zarar gelecek biçiminde görülmez. Bir çok değişik ve gizli biçimlerde ortaya çıkabilir. Erkek çocuğun sık sık penisini açıp bakması, göstermesi ve bu konuda konuşması, penisin sağlam olduğuna ilişkin bir çeşit kendine güvence verme belirtileridir. Çocuk, penisle ilgili korkuyu, bedeninin başka bir parçasına aktararak herhangi bir çizik, yara veya ameliyat üzerine büyük endişeler gösterebilir. Veya bu korkusunu babasıyla simgesel olarak ilişkili kıldığı bir nesneye aktarır. Böylece babanın korkulan tarafı ortadan kaldırılır. Baba seven ve sevilen bir nesne haline gelir. Babaya karşı düşmanca hisler bastırılır, bilinçdışına itilir. Baba ile gizli bir rekabet başlar. Penisten yoksun olan kız ve kadınları aşağı görerek onlardan uzak durabilir. Başka çocukları gerçekten yada simgesel biçimlerde hadım etmekle tehdit edebilir. Erkek çocukta görülen hadım edilme korkusunun kız çocuktaki karşılığına Freud, penise imrenme demiştir ve kız çocuktaki cinsel kimlik gelişimini bu varsayım üzerine dayandırmıştır.
d-Kendi Kendini Hadım Etme
Erkek çocuk; babasının pipisini keseceğinden korkar. Çünkü anneyi almış ve babayı öldürmüştür. Çocuk bu korkudan kurtulmak ve daha az bedel ödemek için kendi kendini hadım eder. İleride baba ile tekrar karşılaşmak ve savaşmak için vakit kazanmaya çalışır. Örnek olarak Genel Müdürü karşısında eli titreyen ve çarpıntısı olan kişinin elinin titremesinin ve çarpıntısının nedeni kendi kendini hadım etmektir. Veya ödipal kompleksi olan bir erkek annesine benzeyen bir kadınla evlenir ve ilk gece sertleşme sorunu yaşar, erken veya geç boşalır. Burada da kendi kendini hadım etme vardır. Çünkü anne bir melektir, cinsel bir obje değildir. Evlenir ama anne yerine koyduğu eşiyle yatamaz, yasaktır, büyük bir suçluluk yaşar. Buna halk arasında bağlanma denir. Sistem çözülse bile "penis benim penisim değil" hissi gelir. Kişi evlilik dışı ilişkide başarılı olur, eşiyle başarısız olur, çünkü eş anne yerine konulmuştur. Ödipal kompleksi olan kişi için cinsellik güç ve iktidardır.
Ayrıca kimi erkek çocuk bu dönemde penisinin çok küçük olduğunu düşünebilir, kimi de kendini kız gibi görebilir. Bunlar kendisinin hadım edildiğine ilişkin saplanmaların göstergesidir. "Penisim yok gibi davranırsam hadım edilmem" anlamında yapılan düşünme tarzı, kendi kendine hadım etmeye örnek olabilir. Buda ileride penis boyu sorunlarına ve eşcinsel eğilimlere yol açabilir.
Kız çocuk; annesinin kendisini cezalandıracağından korkar. Çünkü babayı almış ve anneyi öldürmüştür. Çocuk bu korkudan kurtulmak ve daha az bedel ödemek için kendi kendini hadım eder. İleride anne ile tekrar karşılaşmak ve savaşmak için vakit kazanmaya çalışır. Örnek olarak evlendiği ilk gün eşiyle cinsel birleşme sırasında korkar, paniğe kapılır ve eşini üzerinden atarak cinsel ilişkiyired eder. Bu kendi kendini hadım etmektir. Çünkü baba güç ve otoriteyi temsil eder, cinsel bir obje değildir. Evlenir ama baba yerine koyduğu eşiyle yatamaz, yasaktır, büyük bir suçluluk yaşar. Buna vajinismus denir. Bu döneme özgü çatışmayı çözememiş kişiler yetişkin yaşamda; bilinçli yada bilinçsiz elektra eğilimleri yada buna karşı aşırı savunmalar geliştirebilir. Sonuç olarak süpereogo cinsel ilişki karşısında ilkel, vahşi bir yasaklayıcılık kazanabilir. Bu da vajinismus, cinsel isteksizlik, cinsel ilişkiden tiksinme gibi cinsel işlev bozukluklarına, aşk ve evlilik ilişkilerinde hızlı bir çöküşe yol açabilir. Annenin bir savunma mekanizması olarak değersizleştirilmesi, ayrıca ondan korkulması ve ona kin duyulması var olan karmaşayı arttırdığından dolayı; baba yani otorite figürü kadınların hayatında istikrarlı olmayan ve hızla yıkılabilir bir idealleştirilmeye maruz kalabilir. Bu da cinsellikten arınmış bir ilişki arayışına kişiyi itebilir, cinselliğin korku ve suçlulukla yaşanmasına, karşı cinsi tamamen kötü algılmaya, eşcinsel, sadistik ve mazoşistik eğilimlere yol açabilir.
Genel olarak erkeklerde ve kadınlarda bu döneme özgü saplanmanın belirtileri şunlardır:
-Ana-babadan ayrılma gereksinimi ve girişimleri olunca aşırı suçluluk duygularının belirlenmesi.
-Evlilik yaşamında eşiyle bir türlü rahat edememe.
-Aşırı çekingenlik, girişimde bulunamama ve çabuk suçlanma eğilimleri.
-Cinsel ilişkiden korkma, kaçınma, cinsel güçsüzlük korkuları, cinsel güçsüzlük, cinsel soğukluk.
-Bedene bir zarar gelecek korkuları ve hipokondriazise eğilim.
-Karşı cinse karşı, eleştirici ve olumsuz tutumlar.
-Cinsel kimlikte güvensizlik ve cinsel kimlik sapmaları.
LATENT DÖNEM (6-12 yaş)
Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişiminde önemli bilişsel ve duygusal ilerlemeler olur. Çocuğun bilişsel yetileri yani algı, bellek, yargılama, vb. gerçeğe daha uygun değerlendirmeler yapabilecek düzeye gelir. Zamanı, yeri, uzayı tanıması olgunlaşır. Neden-sonuç bağlantılarını gerçeğe uygun kurabilir. Kavramsal ve soyut düşünme yetisinin gelişmesi ile daha uygun ve geçerli genellemeler yapabilir. Ego bu dönemde hızla gelişmektedir.
ERGENLİK DÖNEMİ (12-22 yaş)
Ergenlik bugüne kadar elde ettiğimiz malzemeden esinlenerek, her şeyi yıktığımız ve dışarıdan aldıklarımızla yeniden bir kişilik tasarımı yaptığımız dönemdir. Sağlıklı bir ruh sağlığı için son şanstır.
Bu dönemde içsel tasarım değişir, dışarıdakilere göre davranma başlar ve karşı cins olduğumuzun tam olarak farkına varırız.
Ergenlik, erkekte ve kızda hızla büyümenin olduğu, birincil ve ikincil cinsel yapının hızla geliştiği yaşları kapsar. Bu çağda eskiden yaşanılmış cinsel yönelişler, çatışmalar yeni baştan yaşanır. Ödipal duygular alevlenir. Aşırı bağımlılık duyguları olan ergen, ailesini yitirme, onlardan kopma kaygısına kapılır. Çocukluk dönemlerinden artakalan sorunların çözümü bu çağda yapılacaktır. Genellikle bu sanıldığından ağır bir sorundur.
Genç isyankardır. her şeye karşı gelir. Ruhsal gelişim aşamalarında ikinci kez birey olma ve özerk olma mücadelesi verir. Bu nedenle ergene kendi olması için şans verilmelidir. Genç, coşan sorunlar arasında egemenlik kurmak zorundadır. Çoğu ruhsal bozukluklar, nevrotik bozukluklar, kişilik bozuklukları, psikozlar bu dönemde ortaya çıkar. Ergenlik dönemi kimlik gelişimi açısından en önemli evrelerden biridir. Ergen, uzun bir hazırlık dönemi içinde yıllarca çabalar, bocalar ve kimliğini iyi kötü bulur.
Bu dönemde ergenle aile sırdaş olmamalıdır. Ergen kendine başka sırdaşlar bulmalıdır. Bu sağlıklı gelişimi için şarttır.
Ergene baskı yapılmamalı, çok sıkışılınca anne ve baba ağlayarak duyguları göstermelidirler. Ayrıca anne ve baba ergenin sınırlarını işgal etmemeli ve kendi sınırlarının da ergen tarafından işgaline izin vermemelidirler.
