Örnek Vaka: Melek – Erkan
Dr: Benim tedavi yaklaşımım; bilme, görme ve uygulama üzerinedir. Yani önce cinsel anlamda, ruhsal anlamda bilgilendirmeler yapacağım. Neyin ne olduğunu anlatacağım. Fakat benim size burada anlatacağım şeyler, sizin şimdiye kadar kafanızdaki genel bilgilerle, değerlerle çelişebilir. Çelişkide olabilir. “Hocam siz böyle diyorsunuz ama biz böyle böyle duyduk” diyebilirsiniz. Kaç yaşındaydınız?
Melek: 22
Erkan: 31
Dr: Melek Hanım 22 yıldır, Erkan bey 31 yıldır duyduğu şeylerin tam tersini burada duyabilir. Burada benimle tartışmanızı istiyorum, ya siz beni ikna edeceksiniz, ya ben sizi ikna edeceğim. Ama buradaki ikna olayı kanıtlara ve belgelere dayalı olmalı. Ben size her şeyin kanıtını ve belgesini ortaya koyacağım. İçinize sinmeyen bir şey olunca “hocam benim kafam yatmadı, olmadı” deyin yeniden tartışalım. Ne zaman içinize sindiğine kanaat getirirseniz, o zaman devam edeceğiz. Tedavi aşamalarında, insanlar “tamam hocam anladık, biz bu işi kavradık” deseler de, hiçbir sıkıntı olmadan egzersizlerini yapana kadar içlerinde tereddütleri olabilir, benim görevim bu tereddütleri ortadan kaldırarak inancı sağlamlaştırmaktır. Çünkü olayın gerçekleştiği an, ancak kişinin inandığı andır. Bana tam inandığınız gün tedavinin bittiği gündür. Şimdi, kızlık zarı ve penis boyu, erkeklerin ve kadınların en çok taktıkları konulardır. Kızlık zarıyla ilgili erkekler ne konuşurlar? Delinme, patlama, yırtılma, açılma, ağrı, acı, kanama, tecavüz, doğum. Başka ne var bu konularla ilgili? Benim atladığım bir şey var mı? Şimdi bu kavramları tartışalım. Oldu mu? Bütün mesele burada çünkü. Bu yapıyı nasıl algıladığımızla ilgili. Şimdi bir vajina çizelim. Bir boru şeklinde vajina, şurası vajinanın deliği, şurası da vajinanın kendisi, şimdi şuraya bir zar çizeceğim. Bildiğimiz kızlık zarını çizeceğim. Şimdi burada zar nerede Melek Hanım?
Melek: Çizdiğiniz yer.
Dr: Şimdi neresi? Şurası mı?
Melek: Ortası. İç kısım.
Dr: Sizce? Peki, bu zar nerede duruyor? Boşlukta mı duruyor? Kenarlara yapışırsa ne olur? O zaman bu deliği komple kapatmaz mı? İşte bu düşünceden dolayıdır ki, delinme, yırtılma, patlama, kelimeleri toplumda yaygın olarak kullanılıyor. Ama bu düşünce doğru değil. Zar orası değil arkadaşlar, sizin dediğiniz yer değil. Zar benim çizdiğim yer. Yani deliğin etrafında çok incecik bir tabaka. Ama ortası boş. Yani zar doğuştan delik aslında. Delik olan bir şeyin tekrar delinme şansı yok. Zarlarla ilgili efsaneler üretilir. Ama dünyada zar, atlarda ve kadınlarda var. Ama ben bugüne kadar vajinusmus olan hiçbir at görmedim. Kadınlar niye oluyor? Çünkü yapıyı farklı algıladıkları için. “Peki, hocam sen böyle diyorsun ama kızlık zarının doğuştan delik oluşunun bir kanıtı var mı?” diyebilirsiniz.
Melek: Var. Adet kanının akması.
Dr: Peki ilk adet gördüğünüz gün, nasıl düşer, pıhtı pıhtı parçalar düşmez mi?
Melek: Evet aynen dediğiniz gibi.
Dr: Kan şeklinde mi?
Melek: Bazen değişir.
Dr: Adet kanı buradan çıkar. Yani doğuştan delik bir yapıdan adet kanının çıkması, kızlık zarının doğuştan delik olduğunun kanıtıdır. Yeniden delinmesi mümkün değildir. Çünkü delinme eylemi gerçekte olmaz. Biz bu deliğin ağzını komple kapatırsak, o zaman içerdeki kan dışarı çıkamaz. Bu tür vakalar var. Yani zarda hiç delik olmaz buna imperfore himen denir. Bu durumda adet kanaması genç kızlıkta görülen ilk kanamadan itibaren sürekli genital kanal içinde birikir ve her adet döneminde kız adet olamamaktan, ancak aşırı ağrı duymaktan yakınır. Kanama öyle ileri boyutlarda birikebilir ki, tüm rahim ve tüm vajina kanla dolar ve genç kızda halen ilk adet kanaması gerçekleşmemiş olur. Bu ciddi bir durumdur ve kadının genital sisteminin zarar görmemesi için ameliyatla kızlık zarına delik açılarak içerideki kanın boşaltılması gerekir. Milyonda bir görülen vakalardır. Ama normal adet gören kadında bu yoktur. Anlaştık mı? Kızlık zarı delik etrafında incecik bir tabaka. İçeriden bir şeyin çıkmasına, içeriye bir şeyin girmesine engel olan bir yapı değil. Çünkü delinme olayı farklı bir kavramdır. Bir bütünün bozulması demektir delinme. Türkçe karşılığı bu delinmenin. Bu bütünlük başka bir madde tarafından, cisim tarafından zorlanırsa delinme olabilir. Halk arasındaki inanca göre zar deliğin ağzında olmuş olsaydı, birisi bu şekilde buraya girmiş olsaydı evet delinme olabilirdi. Ama zar deliğin ağzını kapatmaz. Yani delinme diye bir eylem yok. Zar zaten doğuştan delik. Bunun kanıtı ne? Adet kanaması. Bunda anlaştık mı? O zaman delinme konusunu geçiyoruz. Buna bir itirazımız var mı?
Melek: Yok
Erkan: Yok.
Dr: Bundan sonraki konu, patlama konusu. Şimdi zarı delinmede bahsettiğim gibi kabul ederse kişi, patlayabilir. Ama böyle bir şey yok orada. Çünkü bir şeyin patlayabilmesi için gergin olması lazım, ucu sivri bir cisimle zorlanması lazım. Bakın şu balonu bile iyice şişirdiğim halde, kalemin ucu sivri olmasına rağmen kalem patlatamadı. Demek ki patlama kavramı da doğru bir kelime değil. Ama halk arasında nasıl konuşuluyor: “Patlakmış bu kız.” Patlak, aşağılayıcı bir kelime. Bakın bu cümle çok önemliydi Melek Hanım niye? Bu kadınlarda bir de şu vardır. Kirletilme korkusu. Bu kadınlar genellikle iyi kızlardır. Temiz kızlardır. Böyle bir olay gerçekleştiğinde, delik ve patlak çok adi ve aşağılık bir yapıyı temsil ettiği için bilinç dışında, kadın böyle bir yapıyla karşılaşmak istemez. Çünkü bir tarafın delindiği zaman, patlatıldığı zaman ne olacak? Kirletilmiş olacak. Adi ve aşağılık bir kadın durumuna düşecek. Günahkâr kadın durumuna düşecek. O yüzden kız çocuklarına, ağabeyleri, ablaları, büyükleri ne der? “Aman erkek çocuklardan uzak dur.” “Erkek çocuklara oranı buranı açma, erkekler sana kötülük yapabilir.” Ama şu cümleyi eklemezler. “İlerde bir kocan olacak, sevdiğin bir insanla bunları yapabilirsin” denmez. Hep ne denir? “Cinsellik ve erkekler kötü, pis, ayıp, yasak, günah… falan.” Bir de yırtılacak, patlayacak diye korku var. Kız çocuk ne yapıyor? İçine atıyor. O an geldiğinde içine attığı korkular aktifleşiyor. O yüzden bu sorunlar yaşanıyor. Patlama konusunda bir itirazı olan var mı?
Melek: Yok
Erkan: Yok.
Dr: Yırtılma. En çok kullanılan kelimelerden birisi budur. Mesela ben kendimi, Melek Hanım’ın yerine koyuyorum. Bir ilişkiye gireceğim. Bir tarafım patlayacak, delinecek, yırtılacak diye korkuyorum. Şerefsizim ilişkiye girmem. Eğer buna inanıyorsam girmem. Kendimi Erkan Bey’in yerine koyuyorum. Seviyorum, sevişerek evlenmişim, onun içine gireceğim, girdiğimde onun bir tarafı, delinecek, patlayacak, yırtılacak, acıyacak. Ben hayvan değilim, insanım ben, sevdiğim bir insana bunu yapamam. O zaman bu hakikatler doğruysa bizim ilişkiye girmememiz lazım. Doğru olduğuna inandığınız için girmiyorsunuz biraz da. Gerçekten adam gibi adam bunu karısına yapmaz. Hayvansa yapar. Var böyle adamlar. Onların karıları vajinusmus olmuyor. Birazdan anlatacağım onu. Yırtılma içinde bütünlüğü olan bir yapı olması gerekir. Bu yapı başka bir kuvvet tarafından yırtılacak. Pantolonunuzun yırtılması, eteğinizin yırtılması, ağzınızın yırtılması, yani hep bir kuvvetin zorlanması var. Yırtılma eylemi bu. “Ya hocam bunların hepsi doğru da zara ne oluyor” diyebilirsiniz. Zarda sadece hafif bir açılma olur arkadaşlar. Onu size filmde göstereceğim. Orada yırtılma kelimesi yanlış bir kelime. İtiraz var mı? Hem fikir miyiz? Ama yine de tedavinin ilk günlerinde, acıyacak, ağrıyacak diye korkacaksınız. Şimdi buraya kadar anlaştığımıza göre, geriye kaldı ağrı ve acı. “Hocam bunları anladık ama ağrı ve acı yapmaz dersen, olmaz” diye içinizden geçirdiğinizi duyuyor gibiyim. Mutlaka bir ağrı ve acı olacak beklentisi var değil mi? Neden? Hep şunu söylediler; “ağrı ve acı olur”. “Azcık bir şey olur.” Ya kişi azıcık bir şeyden de korkuyorsa, canı çok kıymetliyse ne olacak. Bazıları mesela iğne yaptırmaktan korkar. Sizin var mı öyle korkunuz, genellikle vardır, bir düşünün, iğne korkusu, dişçi korkusu?
Melek: Yani dişçiden tabiki korkarım.
Dr: Genellikle olurda ondan söylüyorum. Ağrı ve acı olmaz, kanama olmaz. Ağrı, acı ve kanamayı birlikte anlatacağım size. Burayı iyi dinleyin. Normalde ağrı, acı ve kanama olmaz. Ama şimdiye kadar, ağrı, acı ve kanama olacağını duydunuz.
Erkan: Evet duyduk, hem de defalarca duyduk, internetten okuduk.
Melek: Ben de duydum ve çok korkuyorum.
Dr: Vücudumuzda pek çok organ var. Bakın hala bu organlar işlerini görüyorlar. Erkan Bey bana bakıyor gözleriyle, acaba bana bakarken gözlerinde ağrı ve acı hissediyor mu? Beni işitirken ağrı, acı ve kanama var mı? Konuşurken, dilinizde, ağrı, acı ve kanama var mı? Göz çünkü işini yapıyor, kulak ve ağız işini yapıyor. Doğru mu? Vajinanın görevi ne? Ütü yapmak mı? Bulaşık yıkamak mı? Elmayı armudu sıkmak mı? Ne yapar bu vajina? Bazı görevleri var. Neslin devamını sağlamak ve zevk almak, zevk vermek. Başka da bir görevi varsa ben görmedim. Penisin görevi nedir? Neslin devamını sağlamak, zevk almak, zevk vermek. Bu organların görevleri bu. Peki, ben işitirken kulağım ağrımıyor da, vajina görevini yaparken niye ağrı ve acı çekiyor. Ha inanıyorsanız, “Tanrı bunları niye yarattı o zaman” demeliyiz, inanmıyorsanız, “doğa kendisine aykırı bir şey yapamaz” diye düşünmeliyiz. Her şeyin kendine göre bir akışı var. Benim konuşmam, ağzım ve dilimle oluyor. Konuşurken ben, ağrı ve acı çekiyorsam, vajinanın ve penisin ağrı ve acı verdiğine inanabilirim. Ama bütün organlarım fonksiyonlarını yaparken bir problem yok. Penis ve vajina yaparken sorun çıkacak. Yok ya. Şöyle bir soru soralım Erkan Bey. Şu anda size sekreterim bir şey ikram etti, içerken canınız yandı mı? Ağrıdı mı? Acıdı mı? Ama çayı kaynar kaynar içseydiniz, yanarsınız. Peki, kuru kuru ekmeği çiğnemeden yutsaydınız ne olurdu?
Erkan: Boğazınızı yırtar.
Dr: O kelimeyi kullanmıyoruz. Ne yapar? Boğazımızı tahriş eder. Çünkü oralar hassas bölgeler. Ağzımızın içini döşeyen epitel doku ile vajinanın içini dokuyan epitel doku aynı. Ağzımızın içindeki doku gelen ekmek ve yemek parçalarını eritmeye ve sulandırmaya yarar. Vajinanın içindeki yapı ise ne yapar? Orayı sulandırarak penisin girişini kolaylaştırır. Nasıl ki ağzımızın içindeki bir lokmayı çiğnerken, yutarken tükürüğümüzle ıslatmanın bir anlamı varsa, yutmamızı kolaylaştırıyor, ağrı ve acıyı engelliyorsa, çünkü normali bu. Normali dururken Erkan Bey kuru kuruya yerse, çiğnemeden lokmayı yutarsa, ağrı, acı ve kanaması olur. Bunun nedeni Erkan Bey’in ağzının içinde bir problem olması değil, Erkan Bey yanlış yaptığından. Çünkü o organın görevi ne imiş Melek Hanım? Görevini yapmak. Lokmaları yutmak, su içmek. Herkes görevini yapıyor. Ama görevini yaparken bir organda sorun çıkıyorsa bir şeyler yanlış oluyordur. Ben şimdi bakıyorum Melek Hanım’a, gözüm kanamaya başladı. O zaman gözümün içinde taş vardır, cam parçası vardır, ben kırpıştırınca kanamaya başlar. İşte böyle. Her organ görevini yapar, görevini yaparken sorun çıkıyorsa, ya yanlış yapıyoruz demektir ya da o organda problem var demektir. Mesela ayağımın altında nasır varsa, ayakkabı giyerken o nasırdan dolayı, ağrı ve acı duyabilirim. Ha çok zorlarsam kanatabilirim. Vajinamızın içinde de bazen enfeksiyon olabilir. O bölgede bir kesi, bir yara olabilir. O zaman ağrı, acı ve kanama olabilir. Ama onun belirtileri vardır. Pis koku olur, akıntı olur, orası ateş gibi yanar, kıpkırmızı olur. Bütün bunlar var mı sizde? Hayır. O zaman sizde, ağrı, acı ve kanama yapacak bir neden yok. Normalde penisi içinize alıp ilişkiye girmeniz lazım. Doğru mu? Evet, normali bu çünkü. Ağrı ve acı konusuna devam edelim. Bizim Türk milleti olarak bazı özelliklerimiz vardır. Bunların bir kısmı iyidir. Bir kısmı kötüdür. Düğünlerde olay çıkartmak bunlardan birisidir. Sizinkinde çıktı mı bilmiyorum ama genellikle kavga ve dövüş olur. Oldu mu?
Melek: Evet oldu, çok üzüldük.
Dr: Gelinle damat, düğün öncesi gerilmeye başlarlar. Yok, senin annen, yok benim annem. Yok, şunu istedin, yok bunu istedin, yok iki bilezikti yok altı olacaktı, falan. Sistem gelinle damadı, gerim gerim germeye başlar. Düğün günü olur, gerginlik hat safhaya ulaşır. Düğünde mutlaka bir kavga çıkar. Bir huzursuzluk olur. Yok, ona surat asılmıştır, yok buna ilgi gösterilmemiştir, falan. Bir de gelinle damat diğer insanlardan farklıdır. Gelinle damat maymun gibi ortadadır. Biz de maymun olduk. Çünkü herkes normal giyinmiştir. Gelin beyaz giymiştir, damak papyon takmış, parlak giymiştir. Maymun gibi ortadadır. Herkes bunlara bakar. Düşünsenize, ben şurada size iki dakika dikkatli baksam huzursuzlaşırsınız. Orada herkes size öyle bakıyor. Herkesin gözü üzerinizde, rahat olmanız mümkün mü? Bu iki arkadaşımız herkesin içinde dolaştırılıyor. Ve herkes ne yapacaklarını biliyor. Üç yaşındaki çocuktan yetmiş yaşındaki teyzeye kadar herkes birazdan damadın geline neler yapacağını biliyor. Herkesin bildiği bir şeyden yeni evli çift korkmaya başlar. Evlendirilme işlemleri bitiyor, bunları hadi gerdeğe sokalım deniyor. Gerdek için gidiyorlar, bu çift yatak odasına geçiyor. Şimdi burada üç tane aktör var:
Birinci aktör, gelinle damadın aileleri. Şimdi kız tarafı kızlarının sağlam çıkmasını istiyor. Gelin; patlak, yırtık ve delik olabilir. Olması demek namus problemi demektir. Bu bir aşağılık durum olduğu gibi diğer taraftan da büyük paralar harcanmış ve masraflar yapılmıştır. Maddi ve manevi boyutları çok ağırdır. Erkek tarafının ailesi de öyle. Oğullarının bu işi başarmasını beklerler. Çünkü penisin kalkması, oraya girmesi, orayı patlatıp kanatması lazım ki gururla burada, oğlumuz deldi, kanattı, patlattı desinler. Kanlı çarşafı ilan etsinler. Böyle bir olay var. Onlar tedirginlikle kapıda bekliyorlar. Ya bu olmazsa biz ne yaparız? Bu kadar masraf edildi. Ya kız patlak çıkarsa, ya oğlumuzun penisi kalkmazsa, bakar mısınız anne baba ne kadar kâbus yaşıyor dışarıda. Onlar da gergin, onların gerginliği dalga dalga geriyor içeriye. Sizde oldu mu? Olmadı mı? Bilmiyorum ama genelde böyledir.
İkinci aktör, damat. Damadın kafasında şu soru var. “Ya kalkmazsa”, bu dünyanın en aşağılık işidir. Çünkü sürüngenden daha aşağı bir seviyeye düşer damat. Erkeklik demek, penisin büyüklüğü demek, uzunluğu demek, kalınlığı demek, kalkması demek, bunların olmaması demek erkeği yerde sürünen sümüklü böcekten daha aşağılık bir hale getirebilir. Ne kadar acı veren cinsel mitler bunlar. O yüzden erkeklerin kafasında bir sorun vardır. “Ya kalkmazsa, ya kaldıramazsam.” Bu düşünceler içerisindeki erkek, kadının duygularına, ön sevişmeye bakacak durumda değildir. Kendi derdine düşmüştür. Bir taraftan da gerim gerim gerilmiştir. Dışarıdakiler kanlı çarşaf bekliyor. Bu şartlar altında penis kaldırılamaz, ama bizim milletimizin ilginç bir yönü vardır, kaldırır. Kalkması daha büyük bir belayı beraberinde getirir erkek için. Bu çok daha kötüdür, diğerine göre. Elde edilen bir şeyin kaybedilme korkusu vardır. “Ya ben içeri girmeden inerse?” Korkuya bakar mısınız? Daha da iğrenç hale geldi. Bunu anlayabilmek için erkek olmak lazım Melek Hanım onu da söyleyeyim. Çünkü içeri girmeden inerse korkusu, erkeği aceleciliğe götürür. Çabucak içeriye girmek üzere hareketlendirir. O yüzden erkek acele davranır hoyrat davranır. Kadın, hazır mı değil mi bakacak halde değildir. “Şimdi ben bunu yapamazsam dışarıdakiler ne der?” korkusundan erkek acele davranır.
Üçüncü aktör kadın, gelin. Şimdi kadın için konuşalım. Kadının durumu daha kötü, çünkü o daha gergin, stresli ve şu düşüncelerle yatak odasına girmiş durumda. “Şimdi canım yanacak, ağrıyacak, patlayacak, delinecek, yırtılacak ve kanayacak.” Bu duygularla yatağa girmiş durumda. Bir korku ve panik var. Böyle bir şeyin olmasını istemiyor. Hiç kimse canının yanmasını istemez. Ama bir taraftan da manyaklığa bakın, “ya kanamazsa” diye de bir korku var. Çünkü bazı hikâyelerde şöyle şeyler duymuştur; “kız aslında bozuk değilmiş, esnekmiş, doktora götürmüşler de doktor esnek demiş” ama bu iyi ihtimal. Doktora gidemeyip de orada dövülen, aşağılanan, horlanan kadınların hikâyeleri de var. Bu kadının durumunu düşünün. Kanayacak diye de korkuyor, ya kanamazsa diye de korkuyor. İki tarafı da keskin bir bıçak vaziyetinde. Ne yapacak bu kadın? Kaderine boyun eğecek. Kastığı anda, sulanmayan bir şeye zorla penis girmeye çalışıldığında da, sorun çıkacak, kanama olacak. Ama bu kanama, kızlık zarının yarattığı bir kanama olmayacak. Vajinanın tahriş edilmesinden dolayı oluşan ağrı, acı ve kanama olacak. Aynı kuru bir lokmanın yutulmasında olduğu gibi. Ve bir kadın ne kadar çok kasarsa, ne kadar az sulanması olursa, erkek ne derecede acele ederse, bu olayın şiddeti de o denli büyük olacak. Çünkü vajina çok zevk veren bir organ, sinirlerin çok olduğu bir organ, kanlanmanın çok olduğu bir organ. Bu yüzden o duyduğumuz hikâyelerden, kadınların kasılmalarında, sulanma olmayışı, erkeğin acele davranışı, bu tabloyu meydana getirir. Ve bu hikâye kulaktan kulağa anlatırken de ilave alır. Hiç kulaktan kulağa oynadınız mı? Şimdi kadının biraz canı yandıysa bunu abartacaktır. Çünkü büyük bir olay başarmıştır. “Bir hafta üzerine oturamadım, bir hafta kanamam durmadı” veya “hastaneye getirmeselerdi kanamadan ölecektim” vb. Ayrıca erkekte bu işten bir paye çıkaracak ya, “abi bir yaptım bir yaptım hastanede zor dikti doktorlar” işte övünülecek bir konu. Bu hikâyeleri duyan zavallı genç bir kız ne hale gelir? Vajinusmus olur. Kim suçlu? Hepimiz suçluyuz. En masum kim? Melek Hanım. O şimdi bunlara inanmak zorunda hissetti kendini, ama bunların hiçbiri hakikat değil. Peki, bu iş hep böyle mi olur? Yooo bazen de normal yaparlar. Erkek gerçekten çok anlayışlıdır, acele etmez, takmaz bunları. Kadın da rahattır. Güzelce işlerini yaparlar, iş biter. Bakarlar kan yok, kanama olmadı. Allah Allah. Erkekte bir şüphe başlar. “Acaba delik miydi? Patlak mıydı? Yırtık mıydı?” En iyi ihtimalle doktora götürür, içimdeki kurdu öldüreyim diye. Doktor bakar, “sizin ki esnekmiş” der, esneklik yalanı da buradan gelir. Vajina, zar zaten esnektir. Çünkü neden? Vajina zaten böyle, penis girdiğinde vajina açılıyor, zar neredeydi? Vajinanın içerisindeydi. Açılan bir vajinada ki zar öyle mi kalır? Hayır, o da açılır. Zar da esnek, vajina da esnek. Ama esneklik muhabbeti, hekimleri de, aileyi de, hastayı da kurtarır. Gerçekte ne olur arkadaşlar? Gerçekte, penis girerken, zarda hafif bir açılma olur. İşte tecrübeli hekim ışıkta baktığında o açılmayı fark edebilir. Onun haricinde fark edemez. O yüzden ağrı, acı ve kanama konusunda hemfikir miyiz? Yani normal şartlar altında bir şey olmaz. Ama anormal şartlar altında ise bunlar olur. Tecavüz konusu. Şimdi tecavüz varsa, gerçekse, vajinusmus yalandır.
Melek: İsteyerek yapmıyor,
Erkan: Bu benim de daima düşündüğüm bir konudur.
Dr: Tecavüze uğradığınızda mı kendinizi daha çok kasarsınız yoksa eşinizle ilişkiye girdiğinizde mi?
Melek: Birincisi tabi ki,
Dr: Peki hiç tecavüze uğradığı halde, erkeğin penisini içine almamış bir kadın gördünüz mü? Orada ki temel faktör ne imiş? İlişkinin olup olmamasını sağlayan temel faktör kimmiş?
Melek: Kadın.
Erkan: Erkek.
Dr: Erkek. Kadın kasıyor kendini, sulanmıyor da erkek giriyor. Ha erkek hayvansa, her şart altında girer, adamsa karşısındakinin acizliğinden yararlanmaz. Eşiniz adam olduğu için, siz hasta gibi oturuyorsunuz karşımda. Ama eşiniz ilk gruptaki erkek gibi davransaydı, siz de hikâyeler üreten kadınlar gibi, çok canım yandı, çok kanadı, şöyle böyle oldu ama yaptık deyip, hayatınız boyunca cinsellikten zevk almayan, bunu bir görev gibi gören, soğuk ve bu işten nefret eden bir kadın olarak Türk toplumunda ki saygın olmayan yerinizi alacaktınız. Her işte bir hayır vardır, en azından bu kâbustan kurtuldunuz. Çünkü tecavüzün olması için vajinusmusun olmaması lazım. Vajinusmusla ilgili internette yazan ne? “Kadın kendini kasar penis içeri giremez. Asla giremez.” Ama girer, şıkır şıkır girer. Tıkır tıkır çıkar. Çünkü tecavüz olayının realitesi budur. Ben tecavüzü kabul etmiyorum kardeşim diyecekseniz, Tecavüzcü Coşkun üzülür buna. Ya da tecavüzü kabul ediyorsanız, vajinusmusu reddedeceksiniz. “Böyle bir hastalık yoktur” diyeceksiniz. Hakikat bu. Doğum meselesi de çok önemli. Doğum nereden olur?
Melek: Vajinadan.
Dr: Yani. Kanamanın olduğu yerden.
Melek: Yani.
Dr: Yani sizin içeriye bir şey girdiğinde canınızın yanacağını düşündüğünüz yerden değil mi? Evet. Peki, yeni doğmuş bir bebeğin kafası ne kadardır?
Melek: Küçük bir top kadar.
Dr: Eşinizin penisi o kadar kalın mı?
Melek: Hayır.
Dr: O oradan çıkıyor değil mi? Sadece kafası mı yoksa bebeğin omuzları da oradan çıkıyor mu? Bir bebek sadece, kafa ve omuzdan mı ibaret? Hayır. Bir de boyun var. 50 cm’lik bir de vücut var. Demek ki bu çocuk oradan çıkabiliyor. Çünkü vajina katlantılardan oluşmuş bir yapıdır. Şöyle açılıp kapanan akordion yapısındadır. Ya da körüklü otobüsün yapısı gibidir. Kapalı durur. Ama gerektiğinde bir çocuğun kafasının çıkabileceği kadar açılıp kapanır. İçine giren cisme göre kendini ayarlar, genişler, esner. O yüzden doğum olayı hakikat ve gerçektir. Bu dediklerimin hepsi bilimseldir ve gerçektir. Bunlara itirazı olan var mı?
Melek: Yok.
Dr: Anlaştık o zaman. Şimdi ödevlerinizi vereyim. Sonrada film seyredelim.
Örnek Vaka: Reyhan ve Dursun
Reyhan, 20 yaşında bir üniversite öğrencisidir ve evlilik öncesi cinselliğin yanlış olduğuna inanarak büyümüştür. Lisedeyken birçok erkek arkadaşı olmuş, ancak öpüşmeden ve küçük sevişmelerden öteye gitmemiştir. Lise son sınıfta çıktığı biriyle yılsonu partisine gitmiştir. Flörtü son derece tahrik olmuş ve odaya gitmeleri için onu zorlamıştır. Orada, karşı koymasına rağmen, cinsel ilişki yaşamışlar ve Reyhan için bekâretini kaybetmek çok zor bir deneyim olmuştur. Bunu ebeveynlerine söylerse onu anlamayacaklarını, bu deneyimi arkadaşlarıyla da paylaşamayacağını düşünmüştür. Bir erkeğe gerçekten güvenmeden, bir daha kendini böyle bir duruma düşürmemeye karar vermiştir. Bu travmatik deneyimden yıllar sonra üniversite son sınıfta, Dursun isimli bir öğrenciyle tanışmıştır. Onu rahatça sohbet edebileceği biri olarak görmüş ve hemen hoşlanmıştır. Birlikte ders çalışmaya, öğle yemeklerinde buluşmaya ve geceleri de çıkmaya başlamışlardır. Reyhan, Dursun’dan dürüst olduğu için ve onunla duygularını kolayca paylaşabildiği için hoşlanmıştır. Onunla öpüşmekten ve sevişmekten çok hoşlanmaktadır. Çıkmaya başladıktan 10 ay sonra, Dursun Reyhan’dan cinsel olarak etkilendiğini ve onunla birlikte olmak istediğini söylemiştir. Reyhan, Dursun’a gerçekten güvenmektedir ve O’da cinsel çekim duymaktadır. Ancak daha önceki deneyiminden ve bakirelik sorunundan dolayı cinsel ilişkiye girmeyi istememektedir. Ancak, eğer yapmazsa Dursun’un kendisini terk edeceğinden korkmaktadır. Sonunda, Dursun’u bir ay oyaladıktan sonra, bakire olmadığını ve çok korktuğunu itiraf etmiş ve cinsel ilişkiyi kabul etmiştir. Reyhan’ı olduğu gibi kabul edeceğini ve bir sorun olmadığını ifade eden Dursun; özel gece için bir otel odası kiralamış, biraz şarap ve öpüşmeden sonra, soyunmuşlar ve sevişmişlerdir. Her şey yolundayken, Dursun cinsel ilişkiye girmek için yaklaştığında Reyhan birden değişmeye başlamış, bacaklarını kapatarak Dursun’u üzerinden atmış ve birden ağlamaya başlamıştır.
