Cem KEÇE diyorki;

Ben buğdayları çok severim. Çünkü onlar çok alçak gönüllüdür. Büyüdükçe başlarını yere eğerler…

Değerli dostlarımın, hastalarımın, danışanlarımın ve ziyaretçilerin dikkatine!

Web sitemize gösterdiğiniz yoğun ilgiden dolayı hepinize teşekkür ederim.

"Haset"; kıskançlık, kendinde olmayan bir şeye aşırı istek duyma ve beraberinde ona sahip olanın da elinden gitmesini isteme, başkalarının başarılarına katlanamama duygusudur. Hani diyor ya Mevlana; "haset; kusur ve ayıbın mayasıdır " diye, ne kadar doğru! Bu duyguya sahip bazı kişi ve kurumlar; "bir hekimin öncelikli görevi, bilgilendirerek hastalıkları önlemeye ve bilimsel gerekleri yerine getirerek hastaları iyileştirmeye çalışarak insanın yaşamını ve sağlığını korumaktır" ilkesinden bihaber olarak hekimlik mesleğimiz çerçevesinde yaptıklarımızdan rahatsızlık duyuyorlar. Ama meslek uygulaması sırasında etik kurallara uyulması, iftira atılmaması ve insan onurunu gözetmesi de hekimin öncelikli ödevidir, bunu da hatırlamıyorlar. Biz Mevlana'nın dediği gibi hatırlatalım: “Bir bıçak kendi sapını başka bir bıçak olmaksızın nasıl yontabilir? Sen git yaralarını bir gönül cerrahına göster. Sen onları kendi kendine tedavi edemezsin. Dünyevi duygu ve düşüncelerinin sağlığını tabipten, kişiyi sonsuza yücelten güzel hislerin sıhhatini de alimden öğren. İki parmağının ucunu iki gözüne koy. Dünyadan bir şey görebilir misin? Görmüyorsan bu âlem yok değildir. Görmemenin ayıp ve kusuru ancak nefsin uğursuz iki parmağına aittir. Sen evvela gözlerinden parmaklarını kaldır. Ondan sonra dilediğini gör. İnsan gözden ibarettir. Geri kalansa cesarettir. Göz ise ancak dostu görene denir.''

Birileri arkanızdan konuşuyorsa, iftira atıyorsa, asılsız şikayetlerle karalamaya çalışıyorsa sizi, onlardan öndesinizdemektir. Bazı kişi ve kurumların, kanunların açıklıklarından faydalanarak yaptıkları şikayetler üzerine, daha önce web sitemde yer alan ve şimdi kaldırdığım bir takım yazılar nedeniyle tarafıma "reklam durdurma cezası" verilmiştir. Çünkü 1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 8 ve 9 uncu maddeleri, TTB Disiplin Yönetmeliği, Sağlık Bakanlığı Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik ve 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun metinlerine göre bir hekim mesleğini uygularken reklâm yapamaz, ticari reklâmlara araç olamaz, çalışmalarına ticari bir görünüm veremez; insanları yanıltıcı, paniğe düşürücü, yanlış yönlendirici, meslektaşlar arasında haksız rekabete yol açıcı davranışlarda bulunamaz. Bu nedenle web sitemizde reklâm amaçlı herhangi bir ibare yer almamaktadır. Biz hukukçu değiliz ama hayat bize yasaları öğretiyor. Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar ama unutmayın ki, rengarenk gökkuşağı yağmurdan sonra çıkar.

Sesini değil, sözünü yükseltmeli insan, çünkü gök gürültüleri değil, yağmurlardır yaprakları yaşatan. Bu nedenle biz eserlerimizle konuşuyoruz, suçlamak ve iftira atmak yerine yazıyoruz, üretiyoruz. Çünkü biz kendimizi biliyoruz, bu nedenle kendini bilmezlerin söyledikleri anlamsızdır. Unutmayın gereksiz eleştiri sadece gizli hayranlıktır. Bazen alabileceğin en büyük intikam; affetmektir ve bazen karşıdakine verilebilecek en güzel cevap; gülüp geçmektir. Ben de gülüp geçiyorum artık. Çünkü seviyesizlerin benden nefret etmesinin asıl nedeni; benim gibi olmak istedikleri halde asla benim gibi olamayacaklarını bilmeleridir.

Eğer yürüdüğünüz yolda güçlük ve engel yoksa bilin ki o yol sizi bir yere ulaştırmaz, bu nedenle biz tüm engelleri aşmak için kararlıyız ve bu süreçte susmayı tercih ediyoruz. Ancak suskunluğumuz asaletimizdendir, her lafa verecek cevabımız var ama bir lafa bakarız laf mı diye, bir de söyleyene bakarız adam mı diye. Susmak; kabullenmektir habersiz geleni, bazen acı çekmektir, haklılığını bile bile boyun bükmektir ve dinlemektir alabildiğine hırçın düşünceleri. Biz yine Mevlana'yı hatırlatalım: "Anladımki susmak bir cüsse işi, derin denizlerin işi. Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor, derin denizleri ise ancak derin sevdalar. Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor ve susan her şey derin ve heybetli…" Yani Sunay AKIN’ın dediği gibi bazen susmak gerekiyormuş, bazen bomboş bakmak gerekiyormuş hayatın yalanlarına, iftiralarına, hasetlerine, kıskançlıklarına. Susmak ve onlar için "bir gün yaptıkları haksızlıkların ve bu şekilde adam olamayacaklarının farkına varırlar" diye beklemek, "kimseyi küçümseyecek kadar büyük değilsiniz, çünkü gün gelir; küçümsediğiniz her şey için önemsediğiniz bir bedel ödersiniz", “her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme, çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir”, "karanlığa söveceğine, kalk bir mum yak” ve "akıllı kişilerin en büyük talihsizliği, salakların abuk sabukluklarıyla başa çıkmak zorunda olmalarıdır" özdeyişlerini hatırlatarak sabırlı olmak gerekiyormuş. Bu nedenle kişiye göre davranıyoruz, küçükle küçük oluyoruz hatta ama seviyesizin seviyesine inecek kadar düşmüyoruz hayatta. Ama unutmayın “edepli” edebinden susar, “edepsiz”ben susturdum” sanar. Meğer susmak; insanın içiyle konuşmasıymış, kendi kendine web sitesinde yazmasıymış, geç fark ettim.

Son olarak; zamanım elverdiği ölçüde sizden gelen soruların hepsini kimlik bilgilerinizin gizli tutulmasına özen göstererek yanıtlamaya çalışıyorum. Sağlık ve esenlikler dilerim. Dostluk, sevgi ve saygılarımla.

Gerçeği savunun ve fark yaratın.

A. Cem KEÇE

BİLGİ HATTI