Cem KEÇE - ANKARA
Cem KEÇE - İSTANBUL

Bana Ne Yediğini Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim

Bana Ne Yediğini Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim


Çoğumuz yemek yemenin beslenme amaçlı olduğunu düşünürüz. Elbette bu doğrudur ama beslenme yemek yeme denkleminin bilinen kısmıdır. Bilinmeyen kısmında ise buzdağının görünmeyen yüzü, yani psikolojik boyutu vardır. Duygular, düşünceler, olaylar, kişilik özellikleri, ruhsal sorunlar ve daha pek çok faktör yemek yeme mekanizmasını doğrudan etkiler. Çünkü zihin ile beden birbirlerini doğrudan etkiledikleri sürekli bir ilişki içindedir.

Cem KEÇE'ye Soru Sor

YEMEK VE PSİKOLOJİ İLİŞKİSİ…

Yeme davranışımızı etkileyen psikolojik faktörler sürekli iş başındadır. Çoğu kişi çocuklukta yaşanan travmalar, bağımlılık ilişkileri, depresyon, kaygı, öfke, yalnızlık, sevgisizlik, özgüven eksikliği gibi olumsuz duygularıyla başa çıkabilmek için yeme davranışını kullanır. Yemek yemek kısa vadede duyguları yatıştırmaya, stresi ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olabilir ama bu kısırdöngü içinde sürekli yemek genellikle pişmanlık ve suçlulukla sonuçlanır ve kilo artışıyla birlikte olumsuz beden imgesinin oluşmasına neden olabilir. Stres, korku, kaygı, öfke gibi tüm olumsuz düşünceler vücutta fizyolojik stres yanıtı oluşmasına yol açar. Bunun sonucunda kortizol ve insülin hormonları daha fazla salgılanır. Bu hormonların fazlası vücudun kalori yakma kapasitesini düşürerek yağ depolanmasına ve kan şekeri dengesini bozarak yeme bozukluklarına neden olur. Dünyanın en iyi diyetini de uygulasanız, kaygılı ve stresli bir ruh haliyle kilo vermeniz oldukça zor olacaktır. Bir de buna uygulanması zor diyetler, tatsız tuzsuz yiyecekler ve yoğun egzersiz programları eklenirse kaygı düzeyiniz artacak ve iş daha içinden çıkılmaz bir hâl alacaktır. İnsanın metabolik enerjisi vücudu hayatta tutmaya programlanmıştır. Dolayısıyla dünyanın en güzel, en sağlıklı yiyeceklerini yediğinizde bile eğer ruh haliniz iyi değilse, zihniniz kalori harcanmasını durdurarak vücudunuzu korumaya alacaktır. İnsanın doğasında temel bir paradoks vardır: Bir parçamız içimizde huzur isterken, diğer parçamız buna karşı savaşır, yemek konusunda da durum böyledir. Bir yandan sağlıklı ve düzenli beslenmek isterken, diğer yandan tüm kuralları yıkmak, neyi ne kadar yiyebilirsek yemek isteriz. Bunu da genellikle içimizdeki duygusal açlığı, yani sevgi, ilgi ve beğenilmeye duyduğunuz ihtiyacı bastırıp iç huzura kavuşmak için yaparız. Ancak depresyon, yas gibi yoğun üzüntünün hakim olduğu durumlarda yeme isteği de kaybolur.

YEMEK TERCİHLERİ KİŞİLİK ÖZELLİKLERİNİ YANSITIYOR…

Yemek kültürü, büyük ölçüde sosyal yapıyla şekillenen bir olgu olmakla birlikte yemek yeme davranışı, iç ve dış uyaranlarla gerçekleştirilen kişisel bir eylemdir. Dış uyaranlar yemeğin, tadı, kokusu, görünüşü gibi doğrudan yiyecekle ilgili fiziksel özelliklerdir. İç uyaranlar ise düşündüklerimiz ve hissettiklerimizden kaynaklanan psikolojik süreçler ve kişilik özelliklerimizdir. Yemek tercihleri kişilik özellikleriyle ilgili önemli ipuçları verir. Koku ve tat duyuları, beynimizde limbik sistemde işlenir. Limbik sistem aynı zamanda duygu ve davranışlarımızda da etkili bir mekanizmadır; özellikle içgüdüsel veya otomatik davranışlarımızla ilişkilidir. Aynı yerde işlenmelerinden dolayı tatlar ve kokularla duygu ve davranışlarımız arasında bir bağlantı vardır. Bu konuda dünyanın önde gelen üniversitelerinde yapılmış çok sayıdaki araştırmanın sonuçları belli kişilik özelliklerine sahip kişilerin belli yiyecekleri tercihleri ettiklerini ortaya koymuştur. Bu sonuçlar; narsisist kişilerin acı yiyecekleri tercih ettiğini, borderline kişilerin duygusal kriz anlarında tıkınırcasına yemek yemeye ve tatlıya dükün olduğunu, heyecan arayanların baharatlı yiyecekleri sevdiğini, maceracı kişiliklerin yeni tatlar denemekten hoşlandığını, duygusal kişilerin daha çok meyve ve sebze tükettiğini, kaygılı ve içe kapanık kişilerin tatlı yeme eğiliminde olduğunu, dışa dönük kişilerin et ve alkolden hoşlandığını gösteriyor.

YEMEK YEME ŞEKLİ DE KİŞİLİĞİN BİR PARÇASI…

“Bana ne yediğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” sözünü “Bana nasıl yediğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” şeklinde uyarlamak da mümkün. Tercih ettiğimiz yiyecekler gibi yemek yeme tarzımızın da kişilik özelliklerimizle ilişkilisi söz konusudur. Yine bu konuda yapılan çok sayıdaki araştırmanın vardığı ortak sonuçlar yemek yeme biçimine göre kişilerin özelliklerine dair ipuçları veriyor. Örneğin; tez canlı, dışa dönük ve rekabeti seven kişiler genellikle “hızlı” yemek yerken, sakin ve soğukkanlı kişiler “yavaş” yiyor, mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip olanlarsa sofra düzenine ve yemeğin sunumuna fazlasıyla özen gösteriyor, “yavaş ve kontrollü”yiyor.

HIZLI YEMEK YİYEN ERKEKLERİN DRAMI...

Konuşmak, araba kullanmak, yemek yeme tarzı gibi günlük davranışlar cinsel yaşamla, özellikle erkeklerde erken boşalmayla çok yakından ilgilidir. Erken boşalan erkeklerin hızlı yemek yerler, hızlı araba kullanırlar, hızlı konuşurlar, her konuda aceleci ve sabırsız davranırlar, çabuk sinirlenirler, stresli ve gergindirler, kontrolsüz davranışları vardır, ya çok çabuk güvenirler ya da güven duymada zorlanırlar, kaygılı ruh halleri vardır, A tipi kişilik yapısına sahiptirler yani rekabetçi, sosyal alanda ve mesleğinde hırslı, sabırsız, aynı anda birkaç iş yapmayı seven, insanlara ve olaylara çabuk sinirlenen, onaylanmayı bekleyen, sorunlu bir dinlenme tarzı olan, daima telaşlı olma gibi özellikleri vardır. Eğer erkek bu özelliklerini kontrol edemezse yatakta boşalmasını da kontrol etmekte zorlanır. Bu nedenle sosyal bir mesaj vererek yazıma son veriyorum: “Yavaş yiyin, yavaş sürün, yavaş konuşun ki kimseler yatakta erkenci olduğunuzu anlamasın…”


Etiketler


Yorumlar