Cem KEÇE - ANKARA
Cem KEÇE - İSTANBUL

Cinsel Kimlik Bozukluğu - Transseksüalite

Cinsel Kimlik Bozukluğu - Transseksüalite


“Cinsel kimlik”, kişinin cinsiyetinin farkında olması, bedenini ve benliğini belli bir cinsiyet içinde algılaması, duygu ve davranışlarının da buna uygun olmasıdır. Kısacası, kişinin kendisini kadın ya da erkek olarak kabul etmesidir.

Cem KEÇE'ye Soru Sor

Kişinin kız ya da erkek doğması, cinsel kimliğini kazanması için yeterli değildir. Çocuk, kız ve erkeğin beden yapılarının ve cinsel hormonlarının farklı olması gibi doğuştan getirdiği cinsel donanımlarıyla kendi cinsiyetine özgü davranış ve tutumları geliştirmeye başlar. Doğumumuzda anatomik, genetik ve biyolojik özelliklerimizle belirlenen cinsiyetimize “biyolojik cinsiyet” denmektedir. Bir yaşına doğru, çocuğun kız ya da erkek olduğu görünüşünden anlaşılabilir hale gelir. İki yaşındaki bir kız ya da erkek çocuk, yalnızca görünüşünden değil, oynadığı oyunlarından, seçtiği oyuncaklara kadar genel olarak tüm davranışlarından açıkça ayırt edilebilir. Üç yaşına doğru da çocuğun kendisi kız ya da erkek olduğunun bilincine varacağı çok özel bir dönem yaşanır. Kişi 3 yaşlarındayken “Ben kızım” ya da “Ben erkeğim”duygusu yani “cinsel kimliği” oluşmaya başlar. Fallik dönem adını verdiğimiz 3-6 yaş arası olan bu dönemde cinsel kimliğin temeli atılır ve bu temel üzerine ergenlikte cinsel kimliğe son şekli verilir. İnsanların büyük bir kısmının cinsel kimliği biyolojik cinsiyetleri ile uyumlu olmasına rağmen bazı kişiler kendilerini biyolojik cinsiyetlerine değil karşı cinsiyete ait hissedebilirler. Kişinin cinsel kimliği ile biyolojik cinsiyetinin örtüşmediği bu duruma “transseksüalite” denir. Yani kişinin yaşadığı ve dışa vurduğu cinsel kimliğiyle birincil veya da ikincil cinsel özellikleri arasında belirgin bir uyuşmazlık varsa, bu uyuşmazlığa yol açan cinsel özelliklerinden kurtulmayı çok istiyorsa, diğer cinsin cinsel özelliklerini çok istiyorsa, diğer cinsten olmayı çok arzuluyorsa, diğer cinsten gibiymiş gibi davranılmayı çok talep ediyorsa, diğer cinse özgü duygularının ve tepkilerinin olduğuna çok inanıyorsa ve bu durumda klinik açıdan belirgin bir sıkıntı yaşıyorsa ya da bu durum toplumsal, işle ilgili işlevsellikte ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşme gösteriyorsa transseksüalite tanısı konulabilir.

CİNSEL KİMLİĞİN OTURMASI

Cinsel kimlik gelişim süreci, karşı cinsiyetteki ebeveynden ayrışarak hemcins olan ebeveynle özdeşleşme ile devam eder. Cinsel kimlik duygusu çocuğa 3-6 yaş civarında yerleşir. Bu yaştan sonra da toplum ve aile çocuğun cinsel kimlik algısını geliştirir ve güçlendirir. Ergenlik döneminin sonunda ikincil cinsiyet özelliklerinin de belirginleşmesiyle cinsel kimliğin gelişiminin tamamlandığı varsayılır. Ancak ergenliğin bitiş yaşı bazen 20'li yaşları bulabilir.

CİNSEL KİMLİK BOZUKLUĞU VE EŞCİNSELLİK

Cinsel kimlik bozukluğu “transseksüalite” olarak da adlandırılır. Transseksüalitenin, eşcinsel cinsel yönelim ile karıştırılmasının nedeni toplumsal önyargılar ve bu kişilerin hal ve tavır giyim kuşamlarının benzer olması olabilir. Ancak homoseksüalite ve transeksüalite birbirinden çok farklı kavramlardır. Eşcinsel cinsel yönelimi olan kişi cinsel olarak kendi cinsiyetindeki kişilerden etkilenir ama cinsel kimliği biyolojik cinsiyetiyle uyumludur, yani transseksüalitede olduğu gibi kişi yanlış bedende doğduğunu düşünmez ve mevcut cinsiyetini değiştirmek istemez. “Kadın bedine hapis olmuş bir erkek ruhu taşıma” (kadın transeksüalitesi) veya “erkek bedenine hapis olmuş bir kadın ruhu taşıma” (erkek transsesksüalitesi) şeklinde ifade edilen cinsel kimlik bozukluğunun ilk belirtileri genellikle ergenlikten önce başlar. Çocuklarda şu belirtiler görülür: (1) Diğer cinsiyette olma isteğini ya da ısrarını yineleyici bir biçimde dile getirme, (2) erkek çocukların kadınsı, kız çocukların da erkeksi giysiler giyme konusunda ısrar etmesi, (3) oyunlarda sürekli olarak karşı cinsin rollerini oynamayı tercih etme ya da sürekli olarak diğer cinsiyette olma fantezileri kurma, (4) karşı cinsin oyunlarına ve eğlencelerine katılma konusunda yoğun bir istek duyma ve (5)özellikle karşı cinsten oyun arkadaşları seçme... Cinsel kimlik bozukluğu, bazı kişilerde belirtilerini ergenlikle birlikte göstermeye başlayabilir. Bu kişilerdeki belirtiler; karşı cinsiyete özgü duygularının ve tepkilerinin olduğuna ilişkin inanç taşıma, karşı cinsiyette olma isteğini dile getirme, karşı cinsiyetteymiş gibi yaşamayı isteme, cinsiyetine ilişkin sürekli bir rahatsızlık duyma ya da cinsiyetinin gerektirdiği cinsel rol için uygun olmadığını hissetme şeklindedir.

DOĞUŞTAN GELEN BİR DURUM MU?

Cinsel kimlik bozukluğunun herhangi bir fizyolojik nedene bağlı olduğunu gösteren bilimsel veri yoktur ama genel kanı psikolojik, biyolojik, genetik, ailesel, sosyal ve kültürel faktörlerin etkileşiminden kaynaklandığıdır. 20 yıldan fazladır yaptığım terapi çalışmalarının verdiği klinik tecrübeme göre; ebeveynlerin kız çocuk sahibi olmayı “çok” isterken erkek çocuk sahip olmaları veya ölen bir erkek çocuktan sonra tekrar hamile kalan kadının ve eşinin hamilelik döneminde ölen erkek çocuklarının yeniden doğacağına “çok” inanması gibi psikolojik faktörler transseksüalitenin doğum öncesi bir süreçte ebeveynlerin beklentisiyle başladığını gösteriyor. Çünkü cinsel kimliğin öğeleri, fizyolojik cinsiyet özellikleriyle birlikte doğuştan belirlenir. Ancak bunlar cinsel kimliğin cinsiyetle uyumlu şekilde gelişmesi için yeterli değildir. Bu nedenlerle cinsel kimlik gelişimi, önce ailenin etkisi, sonra da toplumun ve kültürün kişiye kadın ya da erkek olarak atfettiği özelliklerin etkisiyle psikolojik bir süreç olarak tamamlanır. Cinsel kimliğin gelişiminde çocuk anne ve babasının yanı sıra, çevresindeki, abla, teyze, hala, ağabey, dayı, amca gibi örneklerden de etkilenir. Çocuk, aynı cinsten arkadaşlarının olumlu ya da olumsuz özelliklerini de benimser ve kendi cinsel kimliğini arkadaşlarınınkiyle karşılaştırır. Ailede gelişmeye başlayan cinsel kimlik, toplumsal olarak pekişerek olgunlaşır. Sonuç olarak bazı bireyler transseksüel olarak doğmaktadır, bu ne bir seçim ne de ebeveynlerinin bilerek yaptıkları bir hata değildir, sadece bir farklılıktır.

ANNE BABANIN CİNSEL KİMLİK OLUŞUMUNDAKİ ROLÜ

Cinsel kimliğin gelişimini, çocukluk çağındaki ilk özdeşimler ve model alma deneyimleri büyük ölçüde etkiler ve biçimlendirir. Çocuk, erkek ve kız davranışlarını, anne ve babasını model alarak ve onlarla özdeşim kurarak öğrenir. Bu, taklit etmekten daha derinlere inen psikolojik bir süreçtir. Çocuk annesinin ya da babasının özelliklerini ve davranışlarını içine alarak onunla özdeşleşir. Kız çocuk ile annesi, erkek çocuk ile babası arasındaki ilişki yakın ve olumlu ise özdeşim de kolay ve sorunsuz olur. Böylece çocuğun cinsel kimliği cinsiyetine uygun olarak gelişir. Ancak çocuğun hayatında hemcinsi olan ebeveynin olmadığı durumlarda, uygun özdeşim ve model alma örneğinin bulunmayışı nedeniyle cinsel kimlik gelişiminde aksamalar olabilir. Cinsel kimlik gelişimini olumsuz etkileyen faktörlerden biri de anne ve babanın kişisel özellikleridir. Örneğin, babanın güçsüz ve silik biri olması erkek çocuğun onunla özdeşim kurmasını zorlaştırabilir ya da kadınsı özellikleri olmayan, sert ve baskın biri olan anne kız çocuk için benzer bir zorluk yaratır. Erkek çocukların kız, kız çocukların da erkek gibi yetiştirilmesi cinsel kimliğin gelişmesindeki önemli faktörlerden bir başkasıdır. Ancak cinsel kimlik karmaşası ile cinsel kimlik bozukluğunu birbirine karıştırmamak gerekir. Her cinsel kimlik bozukluğunun temelinde cinsel kimlik karmaşası vardır ama her cinsel kimlik karmaşası cinsel kimlik bozukluğuna yol açmaz.

NASIL DAVRANILMALI?

Çocukta cinsel kimlik karmaşasına dair belirtiler gösteren davranışların fark edilmesi durumunda, kesinlikle çocuğun azarlanmaması, aşağılanmaması ve bu davranışların cezalandırılmaması gereklidir çünkü cezalandırma pekiştireç olabilir. Ancak bu davranışların görmezden gelinmesi de onaylama anlamına gelebileceğinden, çocuğun karşı cinse özgü davranışlarının yerine, kendi cinsiyetine özgü davranışları tercih etmesi gerektiğinin uygun bir dille anlatılması ve kendi cinsine yönelik olan oyunlarla dolaylı bir yönlendirme yapılması doğru olur. Çocuk erkekse babasıyla, kızsa annesiyle daha çok vakit geçirmesi sağlanmalı, kendi cinsiyetine uygun etkinliklerde bulunması teşvik edilmeli ve cinsiyetine özgü olumlu davranışları ödüllendirilmelidir. Tüm bunlara rağmen cinsel kimlik karmaşasına devam ediyorsa, bu karmaşanın gelecekte cinsel kimlik bozukluğuna dönüşmemesi için, bu alanda uzmanlaşmış bir çocuk terapistinden veya pedagogdan yardım alınması gerekir.

ÇÜNKÜ...

“Trans kimliğe sahip çocuk” ifadesi doğru bir tanımlama değildir. “Kimlik” ve “çocuk” aynı anda olmaz, kimlik ergenliğin bir ürünüdür ve yetişkinliğe geçiş vizesidir, yani“trans kimliğe sahip çocuk” olamaz, ebeveynleriyle sağlıklı ilişkiler kuramadığı veya çeşitli travmalar yaşadığı için “cinsel kimlik karmaşası yaşayan bir çocuk” tanımı doğrudur.“Cinsel kimlik karmaşası”, “cinsel kimlik bozukluğu” ve “transseksüalite kimliği” çocukluktan yetişkinliğe uzanan ve daha çocuk doğmadan önce anne babanın zihnindeki çocuğa ait cinsiyet tasarımlarıyla başlayan bir spektrum olarak görülmelidir. Her cinsel kimlik karmaşası yaşayan çocuk gelecekte transseksüel kimliğe sahip olmaz, çocukluktaki çoğu cinsel kimlik karmaşası uygun tutum ve destekle son bulabilir. “Biyolojik cinsiyet”, “cinsel kimlik”, “cinsel yönelim” ve “toplumsal cinsiyet rolleri” birbirini takip eden süreçlerdir ve aile travmalarıyla, çoğun ihmal ve işgal edilmesiyle bu süreçler bozulabilir, bir cinsel kimlik karmaşası ortaya çıkabilir ama çocuklukta travmalar son bulursa, ihmal ve işgal sonlandırılabilirse, ebeveynler hatalarını telafi edebilirse ve konun uzmanları tarafından cinsel kimlik karmaşası sağlıklı bir şekilde ele alınabilirse, süreç kaldığı yerden sağlıklı işleyebilir ve “cinsel kimlik karmaşası” cinsel kimlik bozukluğuna dönüşmeyebilir. Ayrıca “transfobi” transseksüellerden nefret etmek, onlara şiddet uygulamak ve şiddet uygulanmasını destelemek anlamına gelir. Transseksüalite ve gelişimi hakkında LGBT örgütlerinin savunduklarını çürüten bir fikir beyan etmek o konuda “fobi” olmaz.

DSM-V’TE CİNSEL KİMLİĞİNDEN YAKINMA (HOŞNUT OLMAMA)

Bireyin biyolojik cinsiyetinden farklı bir cinsiyet kimliği olması, kendini farklı bir cinsiyette algılaması, görünüm ve davranışıyla belirlenen toplumsal cinsiyet özelliklerini bu doğrultuda şekillendirmekte ısrar etmesi DSM (Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı - Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı)’de “cinsel kimlik bozukluğu” başlığı altında değerlendirilmekteydi. Biyolojik cinsiyet özelliklerinin, yaşamın erken döneminde temelinin atılması ve cinsel kimlik karmaşasının son bulabilmesi için ailenin ve çocuğun destek alması ilk aşamada tek geçerli yaklaşımdır. Eşcinsellikten farklı olarak, cinsel kimlik bozukluğunun tanı sınıflandırmalarına girmiş olması, psikolojik destek sağlanabilmesine hizmet etmiştir. DSM’nin güncellenme çalışmalarının başlangıcından itibaren, bu alanda çalışan meslek örgütleri ve LGBT örgütleri, bu tanı kategorisinin de sınıflandırmadan çıkarılmasını istemişlerdir. Temel gerekçeleri ise bu durumun, toplum içinde damgalanmaya neden olmasıdır. Ancak bu yaklaşım cinsel kimlik karmaşası ve cinsel kimlik bozukluğunun birbirine karıştırılmasından dolayı doğru değildir. Bu nedenle DSM-V hazırlanması sürecinde, tanının sınıflandırma dışında bırakılması benimsenmemiştir. Ancak, “bilimsel olmayan” yoğun baskılar sonucunda “bozukluk” sözcüğü çıkarılarak, “cinsiyet kimliği uyumsuzluğu”, “uyuşmazlığı” veya “örtüşmemesi” ifadesi seçilmiştir. Sözde daha az hastalık çağrışımı yapsa da, (Ha Kel Hasan, ha Hasan kel) LGBT örgütlerine göre kişinin cinsiyet kimliğinin sorunlu olduğu ve değiştirilmesi gerektiğini çağrıştırdığı için, son gözden geçirmede “cinsiyet kimliği disforisi” olarak tanımlanması önerilmiştir. Sonuç olarak DSM-V “Cinsel Kimliğinden Yakınma (Hoşnut Olmama)” başlığı altında,(1) Çocuklarda Cinsel Kimliğinden Yakınma (Hoşnut Olmama)’yı 302.66 (F64,2), (2) Gençlerde ve Erişkinlerde Cinsel Kimliğinden Yakınma (Hoşnut Olmama)’yı 302,85 (F64,1), (3) Tanımlanmış Diğer Bir Cinsel Kimliğinden Yakınma (Hoşnut Olmama) Durumu’nu 302.6 (F64.8) ve (4)Tanımlanmamış Cinsel Kimliğinden Yakınma (Hoşnut Olmama) Durumu’nu da 302.6 (F64.9) olarak 4 farklı kategoride cinsel kimlik bozukluğunu yeniden tanımlamıştır. Ayrıca, daha önceki DSM’lerden farklı olarak, cinsel kimlik bozukluğunu cinsel işlev bozuklukları ve parafililerden ayrı bir bölümde değerlendirilmesi uygun görülmüştür. Sonuç olarak, cinsiyet kimliği ile ilgili tanımlamalarda, bireyin en az damgalanmasına neden olacak şekilde değişiklikler yapılmaya çalışılırken çocukluktaki cinsel kimlik karmaşasının uzmanlar tarafından sonlandırılmaya çalışması da engellenmemelidir. Psikiyatri ve cinsel sağlık bilimi cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği yelpazesinin kimi bileşenlerini yaftalayıcı, kimlik özellikleri arasında toplumda var olan hiyerarşi ve ayrımcılığı pekiştiren konumundan uzaklaşırken, cinsel kimlik karmaşası yaşayan çocuklara ve ailelerine destek de olmalıdır. Çünkü aksi bir dayatmanın psikiyatrik söylem ve günlük uygulamalara yansıtılmasıyla toplumsal karşılık bulması mümkün değildir.

CİNSEL KİMLİĞİNDEN YAKINMA (HOŞNUT OLMAMA)

Zihinsel hastalıklar için tanı ölçütlerini içeren ve Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanan DSM-V’e göre cinsel kimlik bozukluğu “Cinsel Kimliğinden Yakınma (Hoşnut Olmama)” olarak tanımlanır. Fakat bu resmi tanının kullanılmasının nedeni bireyleri damgalamak veya bu kişilerin medeni haklarının azaltılmasına izin vermek değil, kişilerin iyileşme ümidi, sağlık sigortası kapsamına girme, gelecekte daha etkili tedaviler için araştırmalarda rehber olma gibi önemli yararlar sağlamaya çalışılmasıdır. Cinsel kimlik bozukluğu biyolojik, hormonsal, fiziksel bir hastalık olmadığı gibi bir cinsel sapkınlık da değildir. Tarihsel olarak tüm dönemlerde çeşitli toplumsal kurallar nedeniyle farklı özellikleri olan azınlık grupları normalden sapma gösterdikleri, yani aslında sadece farklı oldukları için “sapık” veya “sapkın” olarak nitelenmişlerdir. Ancak ne yazı ki cinsel kimlik bozukluğu çok yanlış bir şekilde toplumda sapkınlık gibi görülmektedir. Bu nedenle de transseksüeller toplumdan dışlanmaktadır. Transseksüellerin yakınları bu bozukluğun değiştirilebilir bir durum veya iyileşebilir bir hastalık olduğunu düşünerek gerçekçi olmayan beklentilerle tedavi arayışına girmektedir. Ama cinsel kimlik bozukluğunun toplumun kabul ettiği veya beklediği tarzda bir tedavisi yoktur. Cinsel kimlik bozukluğu tanısına varıldıktan sonra tedavi yaklaşımı 3 evreden oluşmaktadır. Bunlar, (1) arzu edilen cinsiyette gerçek yaşam deneyimleri, (2) arzu edilen cinsiyete ait hormonların kullanılması ve (3) cinsel organlarla diğer seks karakterlerini değiştirmeye yönelik cerrahi girişimler olarak sıralanabilir.

NE YAPMALI?

Kendini doğduğu bedende değil de karşı cinste hayal eden kişinin alacağı tepkilerden çok kişinin ruhsal durumu önemlidir. Kişi, kendi hayatını hangi cinsiyetle sürdürmek istediğine yetişkin olduktan sonra kendisi karar verir ama doğru kararı verebilmek ve verdiği karardan pişman olmamak için de mutlaka cinsel kimlik bozukluklarıyla çalışan bir cinsel terapistten psikolojik destek almalıdır.

CİNSİYET DEĞİŞTİRME

Transseksüalite oldukça nadir görülür. Cinsiyet değiştirme operasyonları geri dönüşü olmayan operasyonlar olduğu için, psikiyatri hekimi ve cinsel terapist gözetiminde uzun süreli bir takipten sonra yapılır. Transseksüellerin hepsi cinsiyet değiştirmeyi ister ama çok azı bu amacına ulaşır. Ama cinsiyet değiştirme ameliyatları içlerindeki huzursuzluğa çoğu zaman çare olmaz. Çünkü insanın ruhu ile bedeni arasındaki çatışma çok derindir, ağırdır ve bu çatışmanın verdiği huzursuzluk cinsiyet değiştirme ameliyatlarıyla çoğu zaman son bulmaz. Transseksüel düşüncelerin bir ruhsal bozukluk sonucu mu oluştuğu yoksa sağlıklı bir ruh hali içinde mi verildiğinin tespit edilmesi önemlidir. Çünkü “şizofreni” gibi bazı psikiyatrik hastalıklar kimi zaman cinsel kimlikle ilgili algı ve düşünce sistemini bozabilmektedir. Cinsiyet değiştirmeyen transseksüeller cinsel kimlikleriyle uyumsuz bir yaşama adapte olmakta zorlanırlar. Cinsel kimlik bozukluğunun temelinde yer alan ruhsal sorunlar kişinin tüm ilişkilerini olumsuz etkiler. Toplum tarafından dışlanmaları benlik saygılarında azalmaya yol açar. Madde kullanımı, anksiyete ve depresyon belirtileri, özellikle ergenlerde intihar fikirleri ve girişimleri çok görülebilir. Hem transseksüeller hem de onların aileleri çok zor süreçlerden geçerler, bu nedenle alanında uzman cinsel terapistlerden profesyonel destek almaları gerekir. Bu destek ile transseksüeller cinsel kimlikleri ve yaşam koşulları arasında ruhsal dengelerini sağlamayı ve korumayı başarabilirler.


Etiketler


Yorumlar