VAJİNİSMUSLA İLGİLİ KURAMSAL AÇIKLAMALAR ve YAKLAŞIMLAR
Son yıllarda vajinismus ile ilgili yeni yaklaşımlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Uyguladığımız yöntemin de içinde bulunduğu pek çok yeni yaklaşım; çeşitli kuramsal açıklamaların ışığında gelişmiştir. Şimdi bu kuramsal açıklamaları inceleyelim:
Bilişsel Davranışçı Açıklamalar ve Yaklaşımlar
Bilişsel davranışçı kuramcılar genellikle vajinusmusu, öğrenilen bir fobi, durumsal korku reaksiyonu olarak görürler ve bu vajinal giriş korkusunun pekiştirilmesinde, girişin büyük bir zorluk, ağrı ve rahatsızlıkla olacağına ilişkin çarpıtılmış bilişsel bir inanışın yattığına inanırlar. Cinsel ilişkiden kaçınmanın üstesinden gelmek için, hem bilişsel hem de korku elementlerine karşı çıkmak gerekmektedir.
Mastrers ve Johnson vajinusmusu, hayal edilen, beklenen veya gerçek vajinal giriş girişimine bağlı olarak oluşan istem dışı bir refleks olarak gördüler. Bunun psikosomatik bir bozukluk olduğunu ileri sürdüler ve erkekteki cinsel işlevsizliğe verilen cevap, dini geleneklere uygun yaşamanın yarattığı psikoseksüel bastırıcı etki, öncül cinsel travma, homoseksüel kimliğe verilen cevap veya disparoniye verilen ikincil cevabı içeren çeşitli oluşum faktörlerini tartıştılar. Erkek partnerin katkısının kabul edilmesinin önemini de vurguladılar. Mastrers ve Johnson, vajinismusun eşteki iktidarsızlıkla yüksek oranda ilişkisi bulunduğunu ve bu nedenle de her iki partnerin eş zamanlı olarak değerlendirilmesini savundu. Erkek partnerin başlangıçta ereksiyon ya da boşalma problemi olmamasına rağmen, sürekli tekrarlanan gerginliğe ve vajinal girişekarşı çıkıştan sonra bu problemlerin gelişebileceğinin altını çizdi. Masters ve Johnson tedavi yaklaşımlarında vajinal spazm ya da kasılmanın istem dışı doğasının varlığını üzerinde durdular. Mastrers ve Johnson; çiftin cinsel cevabının kasıtlı olmayıp, istem dışı ve refleksif olduğunu anladı. Bunun ötesinde, tedavinin temel öğesi, kadının penis büyüklüğünde bir nesnenin girişine izin vermesini sağlayacak çeşitli büyüklükteki hegar dilatatörlerinin kullanımıydı. Dilatatörlerin kullanımı, kadının fiziksel kontrolü ve sözlü yönetimiyle birlikte kadının kocası tarafından başlatılıyor ve yönetiliyordu. Masters ve Johnson, 11 yılda çiftlerin dilatatör tedavisini işbirliği içinde yaparak başarıya ulaştıkları 29 vaka gördüklerini rapor ettiler. Takip eden yıllarda, diğer terapistler bu tip başarılı sonuçlar bildiremediler.
Örnek Vaka: Hamide ve Osman
Kendi merkezimde gördüğüm son vaka çifti birlikte tedavi etmenin önemini gözler önüne sermektedir. Katı dini inançları olan Hamide ve Osman; eski kafalı ebeveynler tarafından büyütülmüşlerdi. Hamide’nin annesi, geleneksel inançlara güçlü bir şekilde bağlıydı, kızını, yani hastamı, eğer kırmızı oje sürerse ya da çok ince iç çamaşırlar alınca bir fahişeye benzediği konusunda çocukluğundan beri azarlıyordu. Cinsel ilişki konusunda asla konuşulmaz ve utangaçlık zorla dayatılırdı. Babanın erken vefatı sonucu, Hamide’nin annesinin çiftle birlikte yaşaması durumu zora sokuyordu; ancak ne Osman ne de Hamide, annenin evden ayrılmasını istemeye cesaret edemiyordu. Hasta hikayesi hem Hamide’nin hem Osman’ın evlendiklerinde bakire olduğunu, kızlık zarının iyi, temiz ve bakire bir kadın olmanın şartı olduğu inanışını ve 5 yıllık beraberlikleri süresince vajinal girişte hiçbir şekilde başarılı olamadıklarını ortaya çıkardı. 33 yaşında bir öğretmen olan Hamide, ancak yüksek lisansını tamamladıktan ve evliliğindeki cinsel problemlere yönelme vaktinin artık geldiğini hissettiğinde tedaviye başvurmalarına ön ayak olmuştu. Hem Hamide, hem de Osman, yaşadıkları zorluğun nedeninin Osman’ın ereksiyonu devam ettirememesi olduğu konusunda hemfikirdiler. Ereksiyon sorununun balayındaki cinsel ilişkileri süresince, Osman’ın Hamide’nin içine girmesi konusunda yaptığı tekrarlı başarısız girişimlerden hemen sonra ortaya çıktığı gerçeği ancak Osman ile yapılan yalnız görüşmelerde anlaşılabilmişti.
Hamide ilk cinsel ilişki felaketinde o kadar kaygı ve rahatsızlık göstermişti ki, her ikisi de diğer 6 ay boyunca cinsel aktivitelerden kaçınmışlar ve yüksek derecede cinsel kaygı göstermişlerdi. Osman, cinsel yetersizliği ve sertleşme sorunu için kendisini suçlamış ve Hamide, bir eş ve sevgili olarak kendini yetersiz hissetmişti. Hiçbiri algıladıkları yetersizliklerini bir cinsel terapistle konuşmak istememişlerdi. Bu vakaya bakıldığında; cinsel terapinin başarılı olması isteniyorsa, hem bireysel hem de birlikte değerlendirmenin ne kadar önemli olduğu gayet açıktır.
Son yıllarda bilişsel-davranışsal yaklaşımı savunan cinsel terapistler; yanlış inanışlarla koşullanan vajinal spazma eşit ilgi gösterilmesinin önemine değinmiş; hem uyarılmış hem de küçülmüş durumdaki olduğu düşünülen vajina, penisin boyutları ve ağrı olasılığıyla ilgili yanlış bilgilerle mücadele edilmesini savunmuştur. Hamide ve Osman vakasında hastanın kızlık zarıyla ilgili duygularını keşfetmek ve yüzleştirmek gerekiyordu. Kızlık zarının, Hamide’nin iyi, temiz ve bakire bir kadın olduğunu gösterdiğine inanıyorlardı. Hamide, kızlık zarının gençliğinde aktif bir bisiklet sürücüsüyken bozulabileceğinin muhtemel olduğunu öğrendiği zaman, cinsel ilişki beklentisinde daha anlayışlı bir hale gelmişti. Bu nedenle, cinsel anatomi bilgisizliğinin aşikâr olduğu örneklerde, kadının cinsellik hakkındaki kitapları satın alması ve okuması cesaretlendirilmelidir.
Bilişsel-davranışsal yaklaşımda; vajinal girişe karşı koşullanmış korku reaksiyonunu azaltmak için kadına, ilerleyici rahatlama egzersizleri öğretilir (Gevşeme ve Nefes Egzersizi), nazik ve tedbirli şekilde genital bölgelerini keşfetmesi için cesaretlendirilir (Dokunma Egzersizleri). Genital organlarına bir el aynasıyla bakması ve ilgili kısımları tanıması istenebilir. (Ayna Tutma Egzersizi) Dış genital organlarını görerek ya da elle keşfetme konusunda rahatladığı zaman, vajinasını keşfetmeye başlaması konusunda teşvik edilir. Bu keşif, ya parmaklarıyla (en küçüğünden başlayarak) ya da kademeli dilatatörlerle sağlanır (Parmak Egzersizleri). Bebe yağı gibi girişi kolaylaştıran dış kayganlaştırıcıların kullanımı tavsiye edilir. Alıştırmalar boyunca, kadına, kontrolün onda olduğu, ne zaman isterse ara verebileceği ya da bırakabileceği hatırlatılır. İlerlemenin oranı belirlenmiş uygulamalarla hastanın uyumu ve motivasyonuyla belirlenir.
Psikodinamik Açıklamalar
Psikanalitik yaklaşım daha çok bir belirtiyi değerlendirirken anlamı üzerinde durur ve neden böyle bir belirtinin ortaya çıktığını sorgular. İlk analistlere göre cinsel birleşmeye tepki olarak ortaya çıkan vajinal kasılma tepkisi temel olarak kadınlardaki penis hasediyle ilişkilidir. Amaç ağrı, acı ve kasılma yakınmasının gelişmesinde öfke, saldırganlık ve suçluluğun yerinin aydınlatılmasıdır. Destekleyici yaklaşımlarla hastanın baş etme mekanizmaları güçlendirilir, cinsel terapist öneriler, akıl yürütmeler, netleştirme ve cesaret vermeyi kullanabilir.
Psikodinamik veya psikoanalitik açıklamalar; vajinusmusu, kadın rolünün reddedilmesi, erkek egemen cinsel anlayışa direnme, kadının babasının gerçek veya hayali yasak ilişki tehditlerine karşı bir savunma, kendi hadım edilme fikirlerini geçiştirmek olarak görmeye meyillidir. Hollandalı bir fizikçi olan Musaph, kadının bilinçsiz olarak kendi kendine “şimdi bu büyük ve tehlikeli alet benim içime girecek; kanayan yaralarım olacak; dayanılmaz bir ağrı çekeceğim ve intikamım kötü olacak” dediğini ileri sürmektedir.
O. Fenickel’e göre vajinismus; çoğunlukla katıksız inhibisyon (baskılama, engelleme) olmaktan çok, pozitif bir konversiyon (bedenin herhangi bir işlevini iptal eden bir davranış sergilenmesi, örneğin kolun bacağın tutmaması, yürüyememe) semptomudur (belirti). Bu nedenle, yalnız cinselliğe bir engel koyma eğilimi değil aynı zamanda şekil değiştirmiş bir bilinçdışı arzuyu da belirtir. Bu arzu, penisten vazgeçmeme veya onu koruma arzusu olabilir, başka deyişle vajinismus, kadınsı kastrasyon (hadım edilme) kompleksinin öç alma tipinin bir anlatımı olabilir veya penis döşemesinin spazmı, anal döneme ait bir penis özlemi kavramını belirtebilir. O. Fenickel’e göre bu hastalar vajinal kasılmalarla penisin girişini engellemek yanında, penisi içerde tutmayı da fantezileyerek, erkeği hadım etme, penislerini çalma ve kendi hadım edilme komplekslerini inkar ederek bilinçdışı arzularını gidermeyi hedeflerler. Görüldüğü gibi burada penis hasedi üzerinden yürüyen bir değerlendirme temeldir. Bu bölümde bahsi geçen ve kökeni Freud’un kadınlık ve kadın cinselliğini psikanalitik teori içinde yapılandırırken dayandığı penis hasedi teorisine kadar uzanan bazı kavramlar kitabın bilgilendirme bölümünde çok ayrıntılı olarak ayrıca ele alınacaktır. Ama bilindiği gibi Freud’un bu bakışı yaşadığı dönemde başta M. Klein, E. Jones, J. Müler ve K. Harney gibi analistler tarafından kadınlık organını dikkate almadığı, kadınlığın kurulmasında penis temelli bir bakışı çok ön planda tuttuğu, kadınlığı bir eksiklik ve kızgınlık kaynağından beslenen bir hayat ilişkisine dayandırdığı gibi çeşitli ve haklı eleştiriler almıştır.
Günümüzde, psikodinamik yaklaşımlı cinsel terapistler problemin altında yatan karışık duyguların ve bilinçsiz korkuların araştırılmasını destekliyorlar. Diğer psikodinamik yaklaşımlı cinsel terapistler ise; belirtilerin eşlik ettiği yüksek anksiyetenin üstesinden gelmek için yapılan bilinçsiz araştırmalara ek olarak daha aktif bir davranışsal yaklaşıma gerek olduğuna inanıyorlar. Örneğin Kaplan, vajinusmusun kadının erkeğe karşı düşmanlığının anlatımı ve kendi hadımına karşılık, erkeği de hadım ederek ondan intikam alma isteği olarak görülen psikodinamik düşünceyi ret eder. Bunun yerine, birden çok nedene sahip vajinismus kavramı olarak, vajinal giriş ya da cinsel ilişkiyle bağlantılı olan herhangi bir istenmeyen uyarana karşı verilen bir cevap olduğunu ileri sürer ve şöyle devam eder: “Vajinal giriş fantezisi ya da hareketiyle ilgili bir olumsuzluk ortaya çıktığında vajinismus meydana gelir. Tedavinin amacı, hiçbir acı ya da rahatsızlık duymadan sert bir penis ebadında olan bir cam veya kauçuk kataterin içeriye sokulması yoluyla vajinal cevap durumunun sergilenmesidir.”
“Cinsel birleşme girişimlerine vajina kasları neden spazmla yanıt vermektedir?” sorusunun yanıtını verebilmek için psikodinamik bir yaklaşımla, bu sorunun anlamını kavramamız gerekir. Çünkü vajinismus bir kaçınma ve erteleme hastalığıdır ve bu durum kapanma, kendini koruma, uzak durma, barikat kurma ve sınır koymak ile ilgili savunma ihtiyaçlarının bir ifadesi olabilir. Bilinçdışı olarak, bütünlüğü ve bağımsızlığı koruma, devam ettirme isteğini gösteren vajinismus; korkulan ve kafada yaratılan acıya, beklenen şiddete ve sınır ihlallerine karşı kadını korur. Çoğu vakada şiddet algısı, geçmişte yaşanmış gerçek bir şiddet öyküsünün veya bir saldırganın (babanın) temsilcisi olan eşe yönelik pasif öfkeye bağlı olabilir. Eşlerde kendi geçmişleriyle ilgili sebepler nedeniyle psikodinamik bir savunma mekanizması olan yansıtmalı özdeşimin içine girer ve kendi cinselliklerini saldırgan bulabilirler. Yani vajinismus daha çok vücudun içine ve dolayısıyla benliğin sınırlarına girilmesine karşı bir savunma olarak ortaya çıkmaktadır. Bilinçdışı olan bu savunma, saldırgan ve tehditkar olarak algılanan erkeğin vücuduyla birleşmeyi reddetmektir. Erkeğin saldırgan olarak algılanışına ek olarak cinselliğin ayıp, yasak, günah, kirli ve kötü bir şey olarak algılanması da birleşmeye karşı bir direnç gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Cinsel ilişkiyi şiddet veya acı verecek bir giriş olarak gören vajinismuslu kadınlar; bilinçsizce şiddete karşı önlem almak istemektedirler. Çünkü Cinsel Tıp Enstitüsü’nün yaptığı araştırmalara göre; vajinismus hastalarının çoğu ya gerçekten fiziksel şiddete maruz kalmış ya da şahit olmuş kimselerdir. Ayrıca ahlaki ve cinsel olarak baskı uygulayan, ayartıcı, baştan çıkarıcı babalarının olduğu görülmüştür. Ancak başka dinamik nedenler de söz konusudur. Vajinismusun katıksız bir ketlenme olmaktan çok, pozitif bir konversiyon olduğunun altını çizen Fenichel; penisten vazgeçmeme veya onu koruma arzusunun bilinçdışı olduğunu söylemektedir. Başka bir deyişle vajinismus; elektra kompleksinin öç alma tipinin bir anlatımı olabilir veya anal döneme ait penis özlemini belirtebilir. Abraham; bilinçdışı bu arzunun erkeğin cinsel dürtülerini engellemek, kadının kendi kastrasyonunu veya penisinin olmamasını inkar etmek ve erkeği hadım etmek olduğunu belirtmiştir. Malleson; vajinismuslu kadınların erken cinsel travma veya bedensel travmaları olduğunu iddia etmiştir. O’ Sullivan ise; vajinismuslu kadınların çoğunun tehditkar ve saldırgan babayla büyüdüğünü ileri sürmüştür. Bu kadınlar babalarının veya ağabeylerinin beklenmedik biçimde odalarına girmesinden korkarlar. Kilide izin verilmediği için kapıya barikat kurarlar. Babalarını canları istediği zaman zorla içeriye girmeye hakları olduğunu düşünen biri olarak algılarlar. Korku ve tehdit altındaki kadın bilinçdışı olarak vajinismus ile, erkeği uzakta tutmayı, bedeninin kontrolünü elinde bulundurmayı ve kendiliğinin bütünlüğünü devam ettirmeyi sağlamış olur. Dolayısıyla cinsel ilişkiyi ret etmek, barikatın sembolik bir ifadesidir.
Bazı araştırmacılara göre; saldırgan otoriter ve baskıcı olan babalarının tersi özellikleri olan eş seçme eğiliminde olan vajinismuslu kadınlar; çocukluk ve gençlik yıllarında, ailelerinin iyi kızları olarak uyum göstermiş kişilerdir. Yani kızgınlıklarını dışarı vuramayan, kurallara uyan, sürekli bir kabul ihtiyacı içinde olan kadınlardır. Bu kadınların babalarının zıt karakterinde bir eş seçmeleri babalarıyla olan içselleştirilmiş nesne ilişkilerine dayanır. Tehditkâr ve baskıcı olarak algılanan kocaya yansıtılan saldırının nedeni de gene bilinçdışı olarak içeri alınmış baba imgesidir. Vajinismus hastalarının kocaları ise; pasif, bağımlı, aşırı korumacı, dikkatli ve kendi saldırgan cinselliklerinden korkan kişilerdir. Güvenli, nazik ve saygılı erkeklerdir. Bunlar iyi çocuklardır. Bazılarında “seks fahişeler içindir, bir eş ise saf, tatlı ve masumdur” inancının esas olduğu, Madonna/Fahişe Sendromu vardır. Kendi cinselliği konusunda daha güvenli ve daha saldırgan erkekleri seçen kadınlar nadiren vajinismus hastası olurlar.
Çocuksu, kendi başına karar almakta zorlanan ve dışarıya karşı kaygılı olan vajinismuslu kadınlar; psikanalitik teoriye göre; birincil annelik ile aşırı özdeşim sonucu sanki bir yer değiştirmeyle cinsel ilişkiden kaçınmaktadır. Sanki anne karnına dönme, doğmama arzusu dile gelmektedir. Zaten vajinal kasılma ile doğumda içeri giren çocuğun çıkışı da engellenmektedir. Kız çocuğun bu ayrılma güçlüğü ve kaygısı belki bir adım ileri atıldığında J. Cournut’un dediği gibi kendi ailevi bedeninden ayrılma şeklinde de görülebilir. Evlilik bu ailevi bedenden ayrılmak anlamına gelebilir ve bu noktada ilk cinsel ilişkinin vajinal kaslarla engellenmesi bu evliliğin tamamlanmamasını sağlar ve belki bu kaygıya bir cevaptır. Birçok hastamız evlilikle anne-babasını kaybetmekte olduğunu ilişkilendirdiğine dair cümleler söylerler. Bu nedenle vajinismuslu kadınlar kadınlığın oluşmasının tezahürü olan cinsel birleşmeye izin vermemektedir. Erkeği korkutucu, saldırgan, tehlikeli olarak tariflemekte ve görmektedir. Kızlıktan (çocukluktan) kadınlığa geçişte direnmektedirler ve kendilerinde kaygı uyandırmayan, ayırıcı olmayan yani anne-çocuk ilişkisini tehdit etmeyen pasif erkekleri tercih etmektedirler. Ayrıca kendi cinsel organlarını bilmeme, bakmama, dokunmama, kadınsı giyim kuşam, makyaj, davranış yerine aseksüel tutum, cinsel birliktelikte haz alma arzusundan öte çocuk sahibi olma arzusu ve vajina yokmuş gibi kasarak kapatma davranışları sık görülür.
E. Abrevaya’ya göre; kadının cinsel organı ve oradan kaynaklanan arzuyla, bedeninin bu kısmını korumaya yarayan ve bir nevi örtü görevi gören bedeninin yüzeysel özellikleri arasında bir ilişki vardır. Kadın bedenini süsleyerek cinsel organını gizler. Kadın arzuladığı erkeğin penisinin onda yarattığı penetrasyon kaygısına karşı kendini korumuş olur. Kadınlığa ait özellikler böylelikle erkeğin sert ve güçlü penisiyle tecavüze uğramaktan korkan kadının cinsel organını korumasını sağlarlar. Kendini gösterme ve gizleme, erkeği uyarma ve ondan kaçma şeklinde (bir arzu oyunu) oynanır. Yani vajinismus “vajinam küçük, penis çok büyük, çok kanayacak, yırtılacak” düşüncelerinin yol açtığı bir arzu oyunudur, cinsel yaşamla bir mücadeledir.
Vajinismusta kuşaklar arası aktarıma dikkat çekmek önemlidir. Çünkü kadınlık özdeşimlerini iyi yaşayamamış bu kadınlar kendilerine benzer annelerin kızlarıdır. Bu kızların anneleri de hem eksikliği taşıyabilecek güçten yoksun dolayısıyla doğurma/ayrılma güçlüğü olan, hem de kadınsı gelişimde güçlük yaşayan kadınlardır. Bu şekilde benzer psişik özellikler gösteren anne-kızlar eş seçimini de buna göre yapmakta ve kuşaklar arası geçiş oluşmaktadır. Bu kadınlar kendilerinde kaygı uyandırmayan, ayırıcı olmayan yani anne-çocuk ilişkisini tehdit etmeyen, pasif erkekleri tercih etmektedirler. Babaları nasıl anneleri tarafından seçilmişse benzer süreçler bu kadınların eş seçiminde de işler ve duruma uygun eşler seçilir. Evliliklerin uyumunun normalden iyi olmasını bu karşılıklılık açıklar. Sanki seçilen eşlerde ayırıcı/aktif işlevi üstlenemeyen kendi annelerinden bağımsızlaşamamış, etkinliği sınırlı iyi çocuklardır. Bunlar cinsel birleşme ile küçük penislerinin annenleri tarafından yutulacağı gibi kaygı duymaktadırlar ve hızlıca boşalmakta ya da ereksiyonu yitirmektedirler. Bu tutucu anneye karşı olan öfkeleri ise pasif şekilde ortaya çıkmaktadır. K. Horney’e göre; annenin üstlendiği eğitici ve yasaklayıcı işlevler, erkek çocuğun üzerinde egemenlik kurmasına ve ket vurmasına yol açmıştır, erkek çocuk annesinin içine girmek ister ama onun karşısında kendini küçük ve güçsüz hissetmekte, onun içine giremeyecek gibi hissetmekle aşağılanır, böylece narsisizmi derin biçimde yaralanmış olur, bunun sonucunda derin aşağılık duygularına kapılmak yanında, öç almaya yönelik şiddetli saldırgan arzulara da kapılır, ki bu arzular anneye ve vajinasına yansıtılır. Bu nedenle vajinismuslu kadınların eşleri genellikle annelerine bağımlıdır, anneleriyle birlikte yaşarlar, pasiftirler, erken boşalma, ereksiyonun hızlıca kaybı gibi cinsel işlev bozuklukları vardır ve “iyileşirse benim karşımda ezikliği kaybolur” düşüncesine sahiptirler.
Psikanalitik tedavi; hastanın gittikçe bireyselleşmesini, isteklerini sadece talep etmek yerine yapar hale gelmesini, karar almakta bağımsızlaşmasını, eşiyle daha çok konuşmaya başlamasını, aileleri yerine kendi evine yönelmesini, renksiz kıyafetlerin renklendirilmesini, makyaj yapılmasını, saçlara baktırmayı ve kadınsı işlevlere ağırlık verilmesini, cinselliğin sadece çocuk üzerinden değil haz-dokunma temeline oturtulmasını amaçlar.
Örnek Vaka: Ayşe’nin Rüyaları
-“Bir trenimiz varmış, eşim kullanıyor. Dağlardan, ovalardan geçiyoruz, bir tünele geliyoruz, korkuyorum. Eşim -bana güven gözünü kapat- diyor. Ona güveniyorum, geçiyoruz.”
-“Çok ağlıyorum, önümde bir dere var, geçemiyorum. Bir koç beliriyor, sırtında geçiyorum.”
Varoluşçu Deneyimsel Yaklaşım
Varoluşçu deneyimsel bir bakış açısıyla olaya yaklaştığımızda, vajinismusun geri planında varoluşsal birçok etmeni bulmak mümkündür. Erkek ve kadın arasındaki cinsel ilişkiyi penis vajina birleşmesine indirgeyecek kadar basit yaklaşan davranışçı kuram, korku ve endişelerin ve yanlış inanışların rol aldığını kabul eden bilişsel kuram, pek hissedilemeyen ve ele avuca gelmeyen bilinçdışı fantezilerle süslenmiş klasik dürtü çatışma kuramı ve elektra kompleksi bazı hastaların hatta çoğu hastaların klinik tablolarını bütünüyle izah etmekten yoksundur. Varoluşçu teoriler ise vajinismus için daha geniş bir model geliştirmişlerdir. Bunlara göre cinsel ilişkinin çaresizliği ve kaçınılmazlığı karşısında hissedilen ve derinden yaşanan memnuniyetsizlik hissi sonucu vajinismus ortaya çıkar ve hayatı anlamlandıran var olmanın veya hissetmenin bir aracı olarak kullanılır. Bazı bireylerin kendi varlıklarını hissetmeleri krizle mümkün olabilmektedir. Yaşanılan ve her an hissedilen bir krizin varlığı canlılığın işaretidir. Her türlü anlamın bittiği bir noktada bile her zaman ulaşılacak bir anlam vardır. Bunun adı vajinismustur. Varlığın ve anlamın, derin boşluğuna veya anlamsızlığına karşı kişinin geliştirdiği bir cevaptır. Ayrıca olayın ilişki boyutu, iletişim boyutu, duygu boyutu, sevilme boyutu da varoluşsal anlamda önemlidir.
Hollandalı bir cinsel terapist olan Drenth, cinsel ilişkiden korkan ya da sevmeyen ama tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olmakla ilgilenen birçok kadın olduğunu öne sürmüş ve bu tip kadınlarda, dilatatörle ya da sistematik duyarlılaştırma ile yapılan geleneksel tedavinin başarısızlıkla sonuçlanmasının muhtemel olduğunu iddia etmiştir. Bazı araştırmacılar cinsel ilişki korkusunun anlamını ayırt etmek ve vücutlarının onlara ne anlatmaya çalıştığını ortaya çıkarmak için kadının derinlerdeki duygu ve düşüncelerini keşfetmenin yararlı olabileceğini düşündüler. Bu varoluşçu-deneysel terapi şeklinin amacı, yalnız vajinal içerikten çok, bağlantı, seçim ve somut örnekleri desteklemektir. Bu terapotik yaklaşımın amaçları çekici olmasına rağmen, bu tedavi bir cinsel hayatı kabul etmede ya da benimsemede isteksiz olan erkek partnerin tatminsizliğini sıklıkla küçük görmekte veya ihmal etmektedir. Diğer yandan, cinsel birleşmenin cinsel hayatlarında bir gereksinim olmadığında hem fikir olan ancak çocuk isteyen çiftler için, kocasının spermiyle yapılan yapay döllenme gebeliğe farklı bir yön vermiştir. Bu yaklaşım, vajinal giriş korkularını çözümlememesine rağmen, çiftin ebeveynliğe ulaşmasını sağlamıştır. Bu yaklaşıma ileride daha ayrıntılı olarak değinilecektir.
